Pazar, Ağustos 24, 2014

Göğe Bakma Durağı'nda Bir Pretty Woman



Dün gece. 
Yazımı yayınladım. Instagram'da dolaştım. Bir yandan da ne yapsam acaba diye düşündüm. Kitap okumak istemedim. Uykum da yoktu. Film izlemeye karar verdim. Sevdiğim filmlerin başında gelen Pretty Woman'ı çok uzun zamandır izlememiştim. Nedense bu defa her zamankinden daha farklı bir tat aldım filmden. Vivian'da kendimi buldum. Her zaman Edward'a anlayışsız deyip kızan ben, bu defa hak verdim. Değişimi çok hoşuma gitti. O'nu düşündüm. Sevdikten sonra insanların değişebildiğini gördüm. Edward'ın hayatını anlatabildiği anı çok sevdim. Yine insan sevdikten ve istedikten sonra her şeyi yapabilir dedim. Bana beni seven ama özgürlüğü kısıtlamayan lazım galiba. Varsa bir tane alırım. 
Film bittikten sonra uzun süre uyuyamadım. Hem çok sıcaktı hem de filme takıldı aklım. Nedenler birbirini kovaladı beynimin içinde. Çok sonra uykuya daldığımda; her yer griydi. Sadece gri. Balkon vardı. Balkonda O. Sadece O'nun başı ve saçları kendi rengindeydi. Sanki griler içinde boğulmuş gibi. Balkondan bana bakıyordu ama telefondan konuşuyorduk birbirimizle. 

 "Göğe Bakma Durağı'na git. Göğe Bakma Durağı şiirini oku. Onu bitirince ben geleceğim. "
'O şiiri bilmiyorum. Kime ait bilmiyorum, okuyamam.'
"Turgut Uyar'ın şiiri. Üç kıtalık. Bulabilirsin. Ben geleceğim. "

Sonra kayboldu. Kendimi yolda buldum. Griler içinde bir yol. Gidiyorum devamlı. Sonra bildiğimiz ahşap bir otobüs durağına geldim. Söylememe gerek yok sanırım. Hem gri hem şiir yazılı. Çok net hatırlamıyorum şiiri. 

İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım

Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yanan otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım
Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım
Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım

Şiir bitti. Yağmur yağmaya başladı. Elinde şemsiye ve beyazlar içinde geldi. 

Uyandım. Şaşkınım. 
Geçmiş zamanın birinde biri; Rüyalarına dikkat et hepsinin bir anlamı var. Gördüklerin gerçeği yansıtır, demişti. 

Bunun anlamı nedir ki? 

Hadi hayrolsun bakalım... 

I'm Breathing..



Bloggerlarım,
Okudunuz mu bilmem ama bir kitabı vardı Mümin Sekman'ın. 'Her Şey Beyinde Başlar' Ben okumadım. Daha doğrusu birkaç yıl önce başlayıp, bıraktım. Kişisel gelişim kitaplarını sevmediğimden değilde beynin bu kadar önemli olabileceğine inanmadığımdandı. Fakat şimdi anlıyorum Mümin Sekman'ın ne demek istediğini. 
Şükür diyorum. Şu zamanlardaki halime bin şükür. Biliyorsunuz ki buraya hep karamsarlıklarımı, iç sıkıntılarımı, kötülükleri yazdım. Hayatım pekte iç açıcı değildi. Ne değişti peki? Ben değiştim. Bakış açım değişti. Şu anda da çok iç açıcı değil ama yine de şükür. 'Olayları kafama taksam ne yapabileceğim' Kendimi yıpratmaktan başka hiçbir işe yaramayacak onu anladım artık. Huzur isteyen biri onu ancak kendi yaratabilir. Artık hiçbir şeyi umursamıyorum kendim dışında. Bitirmem gereken bir okulum var. Hem de beni uzun uzun borçlara sokmayacak bir okul. Yeni bir başlangıç. Pek severim yeni başlangıçları! İlerletmem gereken bir yabancı dilim var. Okumam gereken kitaplarım, izlemem gereken filmlerim, gidip görmem gereken bir çok güzel yer var. Kısacası yaşamam gereken bir çok anım var benim daha ömrüm el verdiğince tabi. O zaman?! 
Neyi düşüneceğim? 
Kimi umursayacağım? 
Neyi kendime dert edeceğim? 
Borcum mu varmış? 
Ödenir. 
Beni sevmiyor muymuş? 
Ben kendimi seviyorum o Onun ayıbı. 
Aramıyor muymuş? 
Ben de aramıyorum. 
Yeni bir başlangıç olacakmış?
Olsun. Yeni ortamlar iyidir. 
Çıkarcı arkadaşım buluşalım diyecekmiş? 
Desin bende işim düşünce onu kullanacağım. 
Bana yalan söylemiş?
Kim doğruyu söylüyor peki? 
Her şey geçer gider. Günler geçip gidiyor. Zaman daralıyor. Beklenen son ne zaman gelecek hiç birimiz bilmiyoruz. Neyi dert edeceğim? 
Ben seviyorum. İnsanı insan olduğu için, dünyayı renkleri için. Yaşamayı seviyorum. Gezmeyi seviyorum. Turistcilik oynamayı seviyorum. Ben özgürlüğü seviyorum. 
Özgürlüğümü. 
Ve ne kadar evlenmek istiyorum desem de ben özgürlüğümden vazgeçemem. En fazla bir sene sonra boğulmaya başlarım. Boşanmak istiyorum diye diretirim. Ne gerek var ki?! Kendimi bildiğim halde başkasının hayatını darlayamam. Haksızlık. 
Ayrıca biliyorum ki kendimi sevdiğim gibi kimseyi sevemem. Bakmayın siz ölüyorum bitiyorum dediklerime. O zaman öyle söylediklerimin hepsinden vazgeçebildiğime göre hepsi boşmuş. Yazdıklarımın tek sebebi; gözümde büyütünce kalpte büyütüyor sanıyorum. Sonunda da aşklarından öldüğümü sanıyorum. Hayır, yok öyle bir şey. Hee bundan sonra hayatıma girecek kişiler için yazmayacak mıyım? Yoo yine yazacağım. Ne hissediyorsam yazacağım. Ama bu asıl gerçeği tabi ki değiştirmeyecek. Kendimden başka kimseyi çok sevemem. Kafama esince de herkesten vazgeçebilirim. Anlıktır. Sıkılganımdır. Bir bakmışsın Aşkımı itiraf etmişim bir bakmışsın arkamı dönüp gitmişim. Çok istediğim şeyin olması için gecemi gündüzüme katmışım, olunca da umursamamışım. Ben böyleyim. Şu an istediğimi yarın istemeyebilirim. Belki de şu an dudak büktüğümün yarın müptelası olabilirim. Bunun milyon tane örneğini yaşadım zaten. 
Ben yalnızlığımı seviyorum. İnsanların darlamasına gelemem. Bakınca geçmişime ilişkilerimin(arkadaşlıklarım dahil) bitişi başka sebepler gibi görünse de boğulduğumu hissettiğim içinmiş. 
Galiba hala biraz şımarık kız çocuğuyum. 24 yaşında olsam da bu değişmedi. 40'a da gelsem değişmeyecek. Yalnızlığımla, kendi halimle keyfim yerinde benim. Etrafım çok kalabalık. Her kesimden arkadaşım var. Ama bir çizgi de tutuyorum. Bu güne kadar çizgimi tek bir insan için sildim. Pişman değilim. Sildiğime değdi mi bilmem ama en azından bana bir çok faydası oldu. Hem de çizgiyi silince neler olabileceğini gördüm. Çizginin kalması tabi ki her zaman iyidir'e karar verdim. 
İnsanların benim istediğim yere kadar davranabilmelerini seviyorum. Farkında olmuyorlar, herşeyimi bildiklerini, bana sahip olabildiklerini, onlar için her şeyi yapabileceğimi sanıyorlar. Evet, iyilik anlamında her şeyi yaparım. Karşımdakinin hakettiğini görünce mutluluğu için de elimden geleni yaparım. Ama benim anlattığım kadarını biliyorlar. Benim istediğim kadar dahil oluyorlar bana. Kafamdaki ölçütlere sığdırdıklarımı, bir limitleri olduklarını bilmiyorlar. Belki de bu yüzden seviyorum insanları izlemeyi. Yazdıklarım sanki biraz acımasızlıkmış gibi göründü. Okuyunca ben de öyle düşünürüm ama değil. Bunları kimsenin kalbini kırmadan yapıyorum. Kimseyi kırmaya hakkım olmadığını da biliyorum.  Bu şekilde iyiyim ben. Saf'a yatarak mutluyum. Görmezden gelmiyorum hiçbir şeyi. Sadece ne kadar ileri gidebileceklerini görmeyi seviyorum. Her şeyi bilerek davranıyorum. Her yaptığım hareketi bir amaç için yapıyorum. Ama düşünmeden yaptıklarımda yok değil. Bunlarla mutluyum. İçimden gelenlerle. Sustuklarımla, paylaştıklarımla, yazdıklarımla. 
Bu zamana kadar öyle ya da böyle sıktım canımı. Bundan sonra daha çok mutlu olacağım. Daha çok yaşayacağım. En sevdiğim şekliyle. 
Haa O mu? 
Görüşüyoruz. Hayatımda hala. Ona göre sevgiliyiz bence hiçbir kategoriye uymuyoruz. Onunda gideceği, biteceği zaman gelecek. Belki de çoktan geçti. Şu an var ve gidiyorum demesini bekliyorum. Çünkü biliyorum yakındır Evleniyorum ben deyip gitmesi. Onu duymak istiyorum. Ya benim hayatıma biri girerse? O ihtimal yok canım ya. Ben öyle her önüne geleni alamıyorum. Aldıklarımda ortada zaten.  
Sonuç olarak; kendimi, hayatımı, yaşamayı, insanları, nefes almayı, renkleri, doğayı, dünyayı, gökyüzünü, kahkaha atmayı, aşık olmayı, izlemeyi, çizmeyi, fotoğraf çekmeyi, yazmayı, gezmeyi, turistcilik oynamayı, biriktirmeyi, okumayı, yeni şeyler öğrenmeyi, yemek yemeyi, konuşmayı, hissetmeyi, dinlemeyi; kısacası insana ve hayata dair herşeyi seviyorum. 

Pazartesi, Temmuz 21, 2014

'Feel Nothing' Evresi



Her ilişki bittikten sonra yaşanan, ne hissettiğini bilemediğin için hiçbir şey hissetmiyormuşsun gibi gelen evredir aslında. Ama benim 'Feel Nothing' evrem ya mottom haline geldi ya da ben artık duygularımı kaybettim. Aslında durumda farklı. Bir ilişkim bitmedi. Çünkü bir ilişki yaşamadım. Tanımlaması zor. Gezdik tozduk. Kısmen eğlendik. Bir anda da görüşmemek üzere koptuk. Sebepsiz. Aradaki boşluklar çok ve uzun. Elbette açıklamalara ihtiyacım var. Bilirsiniz ki en yorucu süreç, sorulara kendi içinizde cevap arama sürecidir. O evreyi de geçtim. Bulduğum cevaplar en başından beri bildiklerimdi. 'Takıldık ve bitti!' Ne kadar basit değil mi? Ama işin iç yüzü öyle değil. Düşündükçe sinir bozucu sadece. Tabi bir de ilişkilerin en başında yaptığımız; karşımızdakini dünyanın en mükemmel adamı sanma durumu da var. Onu da yaptım. :) Mükemmel, cool, karizmatik, ne istediğini bilen, zeki, her istediğini yaptırabilecek, bilgisiyle herkesi hayran bırakacak, ortam bilen, her sohbete gelen, bla bla bla...
Kesinlikle kimse mükemmel değil. Eh hala biraz karizmatik. Ne istediğini bilmek mi? Hayır, hayır, hayır.. Zerresinden haberi yok. Bir yandan hayatında birini istiyor, bir yandan da 'Ama benim sosyal hayatım' Canım benim, sen eğer ikisini birden istiyorsan hayatındaki insanı o çevreye dahil edeceksin. Yok yapamam edemem, diyorsan da aradaki sınırı koruyacaksın. Bu işin kuralı budur. Hayatında birini istiyorsan onu hayatının bir kısmına dahil edeceksin ki 'Aaa evet onunla beraberim, hayatının bir parçasıyım' diyebilsin. Beceremiyorsanda hiç bu işlere niyetlenmeyeceksin. Sen bir kalbe sahip olmayabilirsin ama karşındaki insan senin gibi olmayabilir. Bu yüzden kimsenin kalbini kırmaya gerek yok Timur Efendi. Sevmiyorsan sevmiyorum dersin. Yapamıyorum dersin. Ama kimseye ümit verip kandıramazsın. İçin farklı dışın farklı olamazsın. Oh rahatladım biraz olsun. 
Farkettim ki ben bu işleri beceremiyorum artık. Kalbimde kırılacak bir yer kalmadı. Karpuzun bile iyisini seçebilirken, adamın nerede işe yaramazı var gidip onu buluyorum. Onca insan içinde hep en olmazlarını seçiyorum. Neden? Çünkü hatun kişisi (bendeniz) çetrefilli işleri seviyor. Hayatında bir şey kolay olsa dünya yok olur. Her şeyle mutlaka uğraşacak. Beyni boş kalmamalı, devamlı düşünsünki alzheimer olmasın. Kalbimin  kırıkları olsun, yaşadığım Feel Nothing olsun,  bir de erkeklerin atacakları adımları, konuşmalarının gideceği yeri, ses tonlarındaki vurgunun mesajını bile anlayabilecek kıvama geldiğim için yaşadığım 'tiksinme' olsun hepsiyle beraber ilişkilerden uzak durmam gerektiğini öğrendim. Hayata küsmedim. Aşka küsmedim. Erkeklerin hepsi böyle demiyorum ama çoğu beynini kullanamıyor diyorum. Elbet hayatıma düzgün istediğim gibi biri girecek ama ne zaman orası meçhul. 
Şu da bir gerçek ki ben evlenmek istiyorum zaman zaman tabi. Ama en çok anne olmak istiyorum. Biliyorum çok iyi bir anne olacağım. Hele bir de yumoş yumoş tatlı mı tatlı bir oğlum olursa benden güzel bir anne daha bulunamaz. 
Boşver kızım. Okulunu oku. İstediğin işe kavuş ve Moda'da bir eve sahip ol. Hayat güzel olur zaten o zaman. Senin büyük aile özlemin geçmez ama yalnızlık bunu gerektirir. 
Yaşamayı seviyorum. Her an birşeyler öğrenmeyi seviyorum. Şu an çalıştığım yerde kendimi bir üst basamağa hazırlıyorum. 'Upgrade oluyorum' İstemediğin işlerde çalışarak kendini bulabilirsin. Ben de onu yapıyorum. Kişiliğime, bakış açılarıma her an yeni birşeyler katıyorum. Kattıkça hayatı daha kolay buluyorum. Yaşamayı daha çok seviyorum. Şikayet etmiyorum hiçbir şeyden. Evet evet Pollyanna geri döndü. 

Sorunlarınıza rağmen 'nefes alabilmeniz' dileğiyle... 

Çarşamba, Haziran 25, 2014

I Want...



"Güzel fotoğraflar biriktirmek istiyorum. 
İçmek istiyorum. Sıcacık bir kahve, buz gibi bir bira. 
Mümkünse arkadaşlarla, keyifli bir masa çevresinde. 
Gezmek istiyorum. 
Her şehirden bir kare, içinde ben olayım!
Ben galiba en çok gezmek istiyorum! 
Öpüşmek istiyorum. Uzun, kısa, kaçamak, ulu orta, küçük... Gülümseyerek. 
Bu aralar yaz gelsin istiyorum, üşümekten kat kat lahana bebek gibi giyinmekten çok sıkıldım. 
Sıcak kumda ayağım yansın, tiril elbiseler tenimi sarsın, sandaletlerim kış uykusundan uyansın, tenim bronz, saçlarım ılık esintide salınır olsun. 
Yazmak istiyorum. Ona buna değil, kağıda, deftere, bilgisayara, telefona, kitaba... Beynim susmasın, ilham kaçmasın, tatmin durmasın!
Okumak istiyorum. Kitapları ve insanları...
Çoğu zaman sadece romanları.
Yemek istiyorum. Mangal çuprası, roka, taze fasulye, anane köftesi, soslu makarna, ıspanaklı börek, üç peynirli kahvaltı...
Kare şeklinde, içine küçük bir masa alabilen rengarenk bir mutfak istiyorum. Sıkış tepiş olmadan, güzel yemekler hazırlamak, domez bünyemle basit ama şık sofralarda sevdiklerimi doyurmak istiyorum. 
Haberleri, kötü biten filmleri izlemek istemiyorum. 
Yetinmek istiyorum. Daha fazlasına gerek olmasın, gözüm aç kalmasın. Benim olan en güzelidir, az çoktur zaten. İnsani içgüdüden çıkıp elimdekiyle mutlu, çok mutlu olmak istiyorum. "

- Alıntı -

Uzun zamandan sonra ben anlatan bir yazıyla karşılaştım. Hemen hemen hayata dair ne istiyorsam hepsi mevcut. Ben en çok sevdiğim insanlarla mutlu olmak istiyorum. 


Pazar, Mayıs 11, 2014

Yanlış Adamları Sevmek Benden Sorulur.

Seni sevmeyen bir insanı zorla yanında tutamazsın. Zorla beni sev, benim ol diyemezsin. Ne kadar istersen iste, için parçalansa bile söyleyebileceğin tek şey; 'Sen bilirsin..' olur.  Ben de öyle yaptım. Beni sevmesini çok istedim. Sevdiğini de düşündüm. Sevmese o kadar güzel bakamazdı bana. Çok iyi bir oyuncu değilse tabi!
Bugüne kadar hayatımda hep yanlış insanları seçtim. Eskiden inanmadığım; kültür farkı, üst basamak kavramlarının önemini hayatımdaki insanları çıkarırken anladım. Çünkü hep önde olduğum insanları seçtim. Bir şeyler öğrenebildiğim değil, bir şeyler öğretebildiğim insanlardı. Bunu ilişkiyi yaşarken göremiyorsun. Bitince anlıyorsun. Her şey bittikten sonra 'benim sevdiğim insan bu muydu?' hissini yaşadıktan sonra. Çok kötü o his. Onca geçen zamanı çöpe attığını, neden değersiz olduğunu gösteren bir his. Bugüne kadar her ilişkimden sonrasında bu cümleyi kurdum. Kendime kızdım. Nasıl oldu da kör oldum bu kadar diye söylendim. Kendi değişimlerimi görmedim. Hele en son ilişkimde benliğimi kaybettiğimi bile farkedemedim. Kendimi o kadar değersiz hissediyordum ki gerçekten hiç değer haketmeyen basit biri olduğumu düşünmeye başlamıştım. Kaldı ki herkes değerlidir. Tavan olan özgüvenim, ben başaramam, ben beceremem olmuştu. Ta ki kafama bir odun düşüp ben ne yapıyorum diyene kadar. Onu farkettikten sonra da çok sürmedi zaten. Süremezdi de. Hala arkadaşlarım şaşırırlar 13 aya rağmen nasıl bu kadar çabuk toparlandığıma. Kendimi, benliğimi özlemiştim. Bana kendimi kötü hissettiren birinin yasını da tutamazdım uzun süre. Öyle de yaptım.
Konuyu yine sündürdüm.
Bu yüzdendi geçmişteki tüm ilişkilerimden kötü bahsetmem. Güzel hatıralar bırakmadılar bana. Sadece değiştirdiler. Ama bir gün öyle biri çıktı ki karşıma 'Tamam!' dedim. İstediğim insan bu. Ömrümü geçirmek istediğim insan böyle biri. Beni toparlayabilecek, uç isteklerime son verebilecek, bana sahip çıkacak kelimenin tam anlamıyla her şeyim olabilecek biri. İlk defa ben birinden birşeyler öğrenir oldum. İlk defa susabilmenin önemini gördüm. İlk defa evlenmek istediğim adamı kanlı canlı gördüm. Olabiliriz dedim. Mutlu ailede büyümüş dedim. Sevmeyi bilir. Mutluluğu bilen biri mutlu etmeyi bilir. Ki öyle de oldu. Mutlu oldum. Dokunmadan. Sevgi sözcükleri olmadan. Deliler gibi kahkahalar atarak mutlu oldum. Kendi kendime kaybetmekten korktum. Biliyorum çünkü iyi şey bozulur. Benim hayatımda iyi şeylere yer yok. Hep yaşadım gördüm. Korkarken bir yandan kendimi frenlemeye çalıştım. 'Kimse böyle mükemmel değildir, vardır hataları, sevme kızım gidecek, kaptırma kendini!' Bu sözler döndü durdu hep beynimde. Hataları elbette vardı. Ama diğerlerine oranla beni bambaşka biri yaptı. Sorunları büyütmeyip, göz ardı edebilmemi sağladı. Daha pozitif olabilmemi sağladı. Bir parça da olsa. Beni değiştirirken kendi de değişti. İşin içine dokunmalar girdi. Beni düşünen adam gitti değer vermeyen biri geldi. 180 derece bir dönüş oldu. Sebebini hala çözemediğim. Galiba her şey başında güzel. O değişirken olan oldu. Beynim yazı metnini geçirmeyi durdu ve ben sevmeye başladım. Her anımda olsun istemeye başladım. Ona yansıtamadım. İçim içimi yedi. Kendimi kaptırdıkça kaptırdım. Yüzündeki bir tebessüm için uğraşmak istedim. Benim olsun istedim. Benimle ilgilensin, sorunlarını anlasın istedim.
Şimdi ben onu seviyorum ama artık görüşmüyoruz. Sebebi yok. Sıkılmıştı farkındaydım. Benim hayatım onunkine oranla fazla problemliydi. Onu onlarla boğamazdım. En baştaki değeri vermesini, onu o şekilde devam ettirmesini istedim. Olmadı. Ama ben onunla mutluydum. Tüm sorunlarıma rağmen. Tüm kırıklarıma rağmen. Şimdi başladığım noktadayım. Bir tek farkla. Yine yanlış insan seçmiş olabilirim ama kez bana bir şeyler katan dengim birini seçtim. Hakkında kötü bir şey söyleyemem. Özellikle de o geçirdiğim güzel günlerin hatrına.
Şimdi kırık ve sevmeye başlamış bir kalple kaldım burada.
Hep unuttuğum bir şey var. Beni kanından, canından olduğum öz babam sevmemiş başkasının sevmesini mi bekleyeceğim. İşte hatam burada başlıyor.
Hayatımda ilk defa evlenebilirim dediğim adamda gitti.
Bundan sonrası olur mu? Çok zor. Onun olmasını isterdim. Daha yapacaklarımız vardı.
Bu yazıyı okuyacak olsa, bir çok imla hatası bulur, üzerine de bunlar senin yorumların benimle hiç alakası yok der. Evet sana göre yok ama bana göre tamamen sensin.
Sizinle kalan adamları sevmeyi öğrenin. Bir ara bana da öğretin ya da zamanı nasıl başa alabileceğimi de öğretebilirsiniz. Daha çok mutlu olduğumuz; arabada bağıra bağıra şarkı söylediğimiz zamanlara...
Seni özledim...

Pazartesi, Nisan 28, 2014

Life Is Good. Hahahah



Siz hiç ölmek istediniz mi?
Ben şu aralar çokca istiyorum. Ölüp, yok olup gitmek istiyorum. Ben ölünce her şey bitecek çünkü. Ondan başka kurtuluşum yok biliyorum. Hayatımın en büyük hatasını yaptım. Çaresizlik. Öyle de böyle de başı ağrıyacak olan bendim. Seve seve ya da ede ede. 'Ede ede' kısmını tercih ettim. Etmek zorunda kaldım. Hiç anlaşamadığım babamla çalışmak zorundayım. Evde nasıl üstüme gelindiğini tarif etmemin imkanı yok. Ömrümde ilk defa sinir krizi geçirdim. Saçımı yoldum deliler gibi, çığlık çığlığa bağırdım. Kendime geldiğimde yüzümde tırnak izlerimi gördüm. Küfrettim. Kendi hayatıma küfrettim. Daha çok ölmek istedim. Ölüp yok olmak. 'Nasıl bu kadar kötü olur ki?' demeyin. Oluyor. Her daim ağzıma bir parmak bal çalınıyor, kendince inandığımı düşündüğü şekilde gazlıyor ama aslında yaptığı tek şey kullanmaktan öteye geçmiyor. Lafa gelince bir şey beceremeyen ben oluyorum. Bu zamana kadar çalıştığım yerlerde sevilen bırakılmak isteyen ben, aileme gelince kör cahilin, beceriksizin biri olarak etiketleniyorum. Mutsuzum. Tarif edemeyeceğim kadar mutsuzum ve hiç bir kurtuluşum yok. Kendime ait hiç bir alanım kalmadı. Ne yazı yazabiliyorum ne kitap okuyabiliyorum. Hepsini geçtim ders çalışmaya bile vaktim yok. Ne zaman odama çekilsem 'şunları yapmamız gerekiyor onlarla ilgilen' muhabbeti dönüyor. İyi bir yan görmeye çalışıyorum, 'bu kadar kötü görme' diyorum kendime. Ama bulamıyorum inanın bulamıyorum. 
Her şey bu kadar mı kötü? Tamamen 'Evet' diyemem. Hayatımın ufak bir kısmı da olsa iyi giden bir yeri var. Yüzümü güldüren, bu durumumu unutturabilecek bir kısım. Biri var hayatımda. Sevgili olduğumuzu bugün öğrenebildiğim biri. Yüzümü güldürebilen biri. Bu yaşadıklarımdan habersiz biri. Bana güzel gözlerle bakabilen biri. Bana bir nebzede olsa 'yaşıyorum' diyetebilen biri. Ömrümün geri kalanını kendisiyle geçirmeyi istetecek biri. Baktıkça daha çok sevebildiğim biri. Saatlerce dinleyebileceğim biri. Sözünü dinleyebildiğim biri. Bana karşı ne hissettiğinden emin olmasam bile nefes almamı sağlayan biri. Beni değiştirebilen, daha iyi yapabilen biri. 

Teşekkür ederim. Bunca sorunumun arasında varolduğun için. 

Cumartesi, Mart 29, 2014

Anarchist Loves ( Firariperest / Elif Şafak )


" Eskiden sevdalar daha mı tutkuluydu, hasretler daha mı derin? Sevgilinin saçının bir teline ne şiirler yazılırdı hani. Bir kez görmekle ne kadar çok sevilirdi insan. Kapı aralığından uzanan bir baş, perde arkasında bir kadın gölgesi, belli belirsiz bir tebessüm, gözbebeklerinde saklı ateş ve har. Uzaktan da sevilirdi yâr. Mümkündü. Hem mümkün hem imkânsızdı aşk. Hayatın bir parçasıydı dokunmadan sevmek. Yaklaşmadan. Aşk bugün var, yarın kaçtı kaçacak bir ada tavşanıydı sanki. Öylesine ürkek. Kimse yüzde yüz emin olamazdı aşka "sahip" olduğundan. Mülkü yok, tapusu yoktu. Daha mı anarşistti eskiden aşklar?
Sahi "yârim" ne güzel bir kelimeydi. Ağızda akide şekeri. "Yârim" der, sonra bir es verir, gayriihtiyari susardın. Söyleyecek söz kalmazdı ardından. Tek başına kaç cümleye bedeldi kelimeler. Eskiden harfler daha mı kıymetliydi? Bir mektup yeterdi aylar süren ayrılıkların sessizliğini kapatmaya. Tek bir yemin yeterdi aradaki mesafeleri azaltmaya. Artık hiçbir şey o kıvamda değil. İbre şaştı, ayar bozuldu sanki. El titredi, akort bozuldu sanki. İlişkilerimizin ahengi eskisi gibi değil. Kelime cömerdi, duygu cimrisi bugünün insanı. Konuşmaya gelince açıyor ağzını, duygulanmaya gelince tutuyor kendini. Zaman yok ya, hep bir telaş halindeyiz ya, bunca koşuşturma arasında kimsenin durup da duygulanmaya vakti yok. 
"Bütün meslekler insan ruhunu kemirir durur. Bir tanesi hariç: Şairlik." Böyle demişti Charles Baudelaire. Artık bu durum da değişti. Şimdilerde şairlik dahil bütün meslekler ruhumuzu kemirip duruyor, inceden inceden. Makyajla kapatıyoruz kemirilen yerlerin üstünü, ruhumuzdaki gedikleri, benliğimizdeki oyukları. Meşguliyetle, sosyallikle, unvanla, kariyerle, şan şöhretle kapatıyoruz. Ama alttan alta bir çoğumuz aynı dertten mustaribiz: Tamamlayamadığımız bir eksiklik duygusunu, azalmayan bir bezginliği sırtımızda un çuvalı gibi taşıyoruz. Monoton bir değirmentaşı günlerin akışı. Dönüyor kendi ritmiyle. Bizi o çarkın dışına çıkaracak bir aşk arıyoruz. Sıradışı bir sevda. Ama gel gör ki ne Ferhat'ız dağları delecek, ne Simurg kuşlarıyız mavilikte kanat çırpacak. Hem gizliden gizliye masalsı ve destansı bir sevda arıyor hem de masalları ve destanları hayatımızdan satır satır siliyoruz. "

Bu da şarkısı olsun hadi. (http://youtu.be/K52gbejQf9Y )