Perşembe, Mart 12, 2015

'Keşke'm yok. 
'Neden'im yok. 
Tek bir düşünce var beynimde. 
'Şimdi ne olacak?'
Hayatıma devam edeceğim bir şekilde. 
Ondan önceki gibi. 
Daha kararlı. 
Hiç girmemiş gibi. 
Daha yaralı. 
Daha güvensiz. 
Belki daha korkak. 
Daha nefret dolu. 
Neresinden başlayacağım 'unutma, silme evresi'ne?
Nasıl olacak peki? 
Her şeyi kolayca silip atabilen ben bir tek bunda takılıp kalamam. 
Ne oldu benim inadıma?
Ne oldu benim kendime olan o dev özgüvenime? 
Tabiri yerindeyse; 'kimseyi siklemeyen' o büyük özgüven. 
Nereye gitti şimdi? 
Ne önemi vardı ki onun herkesten?
Herkes gibi değil miydi? 
İki gözü, iki kulağı, iki kolu, iki bacağı yok muydu?
Neydi farkı?
Neydi bu kadar özelleştiren?
Neydi onu bu kadar içime sokturan? 
En başında bilmiyor muydum canımı bu kadar yakacağını? 
Hani nerde herkese karşı önlemini alan Ayşe? 
Ne zaman bu kadar dağıldım ben?
Nasıl oldu da kendimi bir insana bu kadar açabildim? 
Hiç güven vermeyen bir insanın neyine bu kadar güvendim ya da inandım? 
Nasıl oldu da gözlerimi bu kadar kapattım?
Şimdi nereden 'başlamak' gerekiyor? 
Önce hangisini atmak gerekiyor?
Yorgunluğu mu, kırgınlığı mı yoksa en önce can acısını mı üstümden ya da içimden atmalıyım?
Bomboş bir şişe gibiyim. 
Aptal aptal bakıyorum. 
Ağlasa açılır denir ya hani. 
Onu bile yapamıyorum. 
Sadece gitmek istiyorum. 
İstanbul'dan çok uzağa. 
Kimsenin olmadığı bir yere belki de. 
Saatlerce denizin dibinde olabileceğim bir yere. 
Kendimi bulabileceğim bir yere. 
Ancak sonrasında başlayabilirim tekrar nefes almaya.. 


Cuma, Mart 06, 2015

Her yanım ağrıyor ama uyumak istemiyorum. 
Kitap okumak istiyorum ama ışık istemiyorum. 
Yutkunmak istiyorum ama boğazım acısın istemiyorum. 
Müzik dinlemek istiyorum ama müzikçalarımdaki hiçbir şarkıyı istemiyorum. 
Denizin sesini duymak istiyorum ama dışarı çıkmak istemiyorum. 
Yıldızları izlemek istiyorum ama buralarda istemiyorum. 
Film izlemek istiyorum ama berbat film izlemek istemiyorum. 
Deli gibi koşmak istiyorum ama nefesim daralsın istemiyorum. 
Seni özlüyorum ama seni aramak istemiyorum. 
Seni yanımda istiyorum ama sana bağlanmak istemiyorum. 
Beni çok sevmeni istiyorum ama, aması yok bunu gerçekten istiyorum. 
Beni kıskanmanı istiyorum ama beni kısıtlamanı istemiyorum. 
Omzunda uyumak istiyorum ama rüyalarımda sen ol istemiyorum. 
Sıcaklığını hissetmek istiyorum ama üşümek istemiyorum. 
Sana bağımlı olmayı istemiyorum. 
Senden uzaklaşmayı istemiyorum. 
Benden uzaklaşmanı istemiyorum. 
Her şeyimi bilmeni istemiyorum ama seni tanımak istiyorum. 
Seni bilmek istemiyorum. 
Gerçek senin kim olduğunu görmek istiyorum. 
Bir ömrü seninle geçirmek istiyorum ama seninle evlenmek istemiyorum. 
Benimle ilgilen istiyorum ama bunu isteksizce yapmanı istemiyorum. 
Beni düşün istiyorum ama bunu kendine saklamanı istemiyorum. 
Seninle mutlu olmak istiyorum. 
Her zaman. 
Yanımdayken de kilometrelerce uzağımdayken de. 
Yalan söylemeni istemiyorum çünkü söylediğin her yalanı biliyorum. (Sorma anlatmayacağım) 
Seninle olmak istiyorum evet belki her zaman. 
Seni istiyorum. 
Sana gitgide bağlanıyor olmaktan nefret ediyorum ama bunu durdurmak istemiyorum. 

Çünkü ben mazoşistim. 
Çünkü ben ne istediğimi bilmiyorum. 
Çünkü ben seni oldukça fazla seviyorum. 
Çünkü ben artık yoruldum. 
Çünkü ben duvara toslamak istemiyorum. 
Çünkü ben denge istiyorum. 
Galiba artık uyumak istiyorum. 
Söz ver rüyalarıma gelme. 
Umutla yaşamak istemiyorum. 
Seninle yaşamak istiyorum. 
Bu yazıyı da yanımda okumaya kalkışma kızarmak istemiyorum. 

Not: İstemediğim her şeyin çok açık cevapları var. Şımarıklık değil. 

Pazartesi, Şubat 02, 2015

Have A Nice Week..

Bir anda sinirlendim. 
Spor yapacaktım aslında. 
Boşverdim ve girdim yatağın içinde. 
Her zamanki sosyal medya faaliyetlerine daldım. 
Bir yandan da düşündüm. 
'Ne gerek vardı şimdi sinirlenmeye?'
İnsanlar hep aynı insanlar. 
Değişenleri birer istisna. 
Sen ne kadar verirsen o kadar fazlasını isterler. 
İstedikleri olmayınca en kötüsü sensindir. Bilmediğiniz bir şeyden bahsetmiyorum tabii ki! 
Fakat merak etmeden de duramıyorum. 
Bünyelerinde ya da düşüncelerinde bu kadar egoyu, bu kadar olumsuz düşünceyi taşımakta yorulmuyorlar mı?
2015'in gelişiyle kendimi daha da arınmış hissediyorum. 
Ne olursa olsun daha mutlu hatta fazlasıyla huzurlu. 
Sebebi yok.
Bir anlamı da yok. 
Birden bire mi? Belki. 
Şey gibi;
'Bir sabah uyandım ve artık huzurluyum..'
Komik aslında. 
Tamamen bir kabulleniş bence. 
İnsanları, hayatı, sevdiklerimi, kendimi, yapmak istediklerimi.. 
Yok vazgeçtim; kendimi kabullenmedim. 
Çevremdeki herkesi kötü huylarıyla beraber kabullendim (beni salak yerine koymaya çalışanları bile) 
ama kendimi kabullenmeyeceğim. Kötü olan huylarımı, (bir anda öfkelenmek gibi) marangoz ustasının sakin sakin zımpara yapması gibi yok edeceğim. 
Kötülüklere yer vermek için çok kısa bu hayat. 
Bu sene ölecek miyimdir ne; devamlı aynı cümleyi kuruyorum. 
Evet, hayat kısa. Benim yapmak istediğim, hissetmek istediğim, görmek istediğim o kadar çok güzellik var ki. 
En çok sevilmeyi hissetmek istiyorum mesela. 
Girmedim bu konuya. 
Yoğun bir hafta hatta yoğun zamanlar.. 
Benim bir şeyler öğretmemi bekleyen insanlar.. 
Çalışmamı bekleyen bir firma.. 
Bitirmemi bekleyen bir battaniye.. 
Okumamı bekleyen kitaplar.. 
Notlar almamı bekleyen defterler..
Altını çizmem gereken makaleler.. 
Koşulmayı bekleyen yollar..
Yenilmemeyi bekleyen şekerler.. 
Alınmayı bekleyen ipler..
Örülmeyi bekleyen atkı.. 
Ne çok yapılacak işim var ve bunları yaparken düşünülecek ne çok konu, hissedilecek ne çok duygu var. 
Güzel haftalarınız olsun.. 

Not: Düzenli spor etkilerini göstermeye başladı. Şekeri ise hayatımdan atmama ramak kaldı. İsteklerime ulaşmak için yapmam gerek şey çok basit aslında; Faaliyete dökmek.. 

Cumartesi, Ocak 24, 2015

Yıl Bitti. // The Year Finished.

Bir yılı daha bıraktık geride ve bir yıla daha başladık, nice umutlarla. 
2014, benim için farklı bir yıl oldu. Kısmen bir çok isteğime kavuştum ama onun ötesinde hayata karşı, insanlara karşı olan bakışım değişti. Büyüdüğümü ve neler yapmam, neler beklemem gerektiğini öğrendim. 2015 onun devamı olacak biliyorum. Kaldı ki kendini de göstermeye başladı şimdiden. Fakat benim 2015'ten beklentim çok farklı. Bu seneye girmeden önce kendime bazı sözler verdim. 
Az buçuk biliyorsunuz beni. Düzensiz bir insanım. Ee iradeli ve istikrarlı hiç değilim. İşte 2015'te hayatıma bir düzen kurmaya karar verdim. Başladım da kurmaya. 
Bildiğiniz üzere -bir kaç yazımda dile getirdim- cildimdeki sivilcelerden şikayetçiydim. Nisan 2014'te doktora gitmiştim. Düzensizliğim her zamanki gibi baş gösterdiği için doktorun verdiği Clindoxyl ve Sebamed sabununu ancak 3-4 gün kullanmıştım. Temmuz ayı gibi 3 günlük bir tatile gitmiştim. Daha önce duydunuz mu bilmiyorum ama tuzlu su sivilce oluşumu engeller derler. Ondan mı bilmiyorum ama tatil sonrası cildim kendiliğinden temizlenmeye başlamıştı. Sivilceler gittiği gibi lekeleri de yok olmuştu. Ekim, Kasım gibi çok yoğun olmasa da yine baş göstermeye başlamıştı ama çok umursamadım. Kasım sonu işe başlayınca ve devamlı makyaj yapmam gerekince daha da arttılar. 2015'te bu sorunu bitireceğime söz verdim kendime. Ocak başından beri her gece yatmadan önce -ne kadar yorgun olursam olayım- kendimi banyoya atıyorum. Elimde cilt ürünlerim, omuzumda havlumla. Makyaj temizleme mendili falan kullanmıyorum. Zaten ağır bir makyaj yapmadım hayatım boyunca. En ağır makyajım likit fondoten ya da bb krem, allık, göz kalemi, rimel. Ruj yok. Çünkü ruj sürünce konuşamıyorum :(. Neyse. Önce Otacı'nın Lavanta sabunu ile bir güzel yıkıyorum yüzümü. Sonrasında kurulamıyorum onun üzerine Avon'da rastgele aldığım köpük temizleyici ile yıkıyorum. Eğer bb krem -kendim evde mineralli pudrayla ve besleyici yüz kremiyle yaptığım kapatıcı aslında- varsa yine Avon'dan aldığım silikonlu minik fırça eşliğimde kullanıyorum köpük temizleyiciyi. En son olarakta Neutrogena'nın Visibly Clear Pore&Shine adı verilen yeşil temizleyiciyi kullanıp güzelce yıkıyorum. Ardından güzelce nemlendirip yatıyorum. Gelelim gözlemlediklerime; cildim yumuşacık oldu. Neutrogena gözenek sıkılığı vaadediyor. Şu an için çok bağırmasa da bakınca sanki kaybolmaya başladılar gibi geliyor. Ama en güzel yanı aynaya baktıkça daha da mutlu oluyorum. Pürüzsüz ve lekesiz bir cilde sahip olmaya başladım. Bir sonraki hedefim ise göz altı morluklarımı gidermek. Henüz onun için işe yarayabilecek bir ürün bulamadım. 
Diğer bir kararım ise bu sene istediğim vücuda sahip olabilmek. 
Yine her gece yatmadan önce -bazı sabahlar işe çok erken gittiğim için vaktim olmaz diye geceleri- yaklaşık 30 dakika spor yapıyorum. Ocak başından beri -olsa olsa en fazla 3-4 defa aksatmışımdır- her gece yapıyorum. Hafif ayvalığa kaçan göbeğimde düzlük oluşmaya başladı ama yine de çok etkisini gördüğümü düşünmüyorum. Vazgeçmeyi de düşünmüyorum. Annemin bugün söylediğine göre belim incelmiş. Bakalım göreceğiz. 
2015'teki en önemli iki kararımdı bunlar. Çünkü hayatıma düzeni ve istikrarı getirecekler. 
1 şubat itibari ile de en az hafta da 3 kez koşmayı planlıyorum. 
Diğer yandan hayatımdan kimseyi çıkarmamaya karar verdim. Beni üzenleri de, mutsuz edenleri de. Herkesten bir şeyler öğreniyorum. Kötülükleri gördükçe hayatıma daha fazla sarılıyorum ve kötü bir kalbe sahip olmadığım için şükrediyorum. Onları anlamaya çalışıyorum. Kendi içimde bir tür psikolojik açıdan inceliyorum ve kimine gülüp geçiyorum. Sadece devamlı karamsar olan ve büyüklenen insanlara çok fazla dayanamıyorum. Zamanla belki diyorum. 
İşimi seviyorum. Parttime olarak Zara Home'da çalışıyorum. Yoruluyorum ama seviyorum. Her gün binbir çeşit insan görüyorum. Her çeşitten insanla iletişim kuruyorum. Bu da beni mutlu ediyor. Bir çok insanın ucundan kıyından hayatına dokunuyorum. Geçen gün bir müşterim herkesin içinde sarılıp öptü. 2 aylık bir personel için fazlasıyla güzel bir duyguydu. İş arkadaşlarımı da seviyorum. 
Aslında işin sırrı insanları oldukları gibi kabul etmekteymiş. 'Sen busun' diyorum ve geçiyorum. Kendimle ilgili olanlar hariç hiç bir konu hakkında ısrar etmiyorum artık. 'Beni sevmiyormuymuş.' Olabilir deyip geçiyorum. 
Kendimi ise, zorlayabildiğim kadar zorluyorum. Okuma oranımı psikopatlık oranına çıkarmış olabilirim. Her çeşit makale, yazı -ne bulursam- okuyorum. Bana keyif veren ne varsa onu yapıyorum. 
Artık 'günler çabuk geçsin' diye bir tabir kullanmıyorum. 'Günlerim güzel geçsin yeter' diyorum. 
Ve dikkat ediyorum 2015 başladığından beri daha mutluyum ve daha huzurluyum. Her daim dudağımda bir tebessüm buluyorum. Gözlerimi güzelliklere çevirmeye çalışıyorum. Bir gün bitecek olan hayatıma iyi, güzel ne varsa sıkıştırmaya çalışıyorum. 
Aşk mı? 
Kendimle yaşasam kurtarmaz mı? :)
Şaka bir yana; elimden her iş geliyor, altından kalkamayacağım hiç bir iş olduğuna da inanmıyorum fakat ben bu aşk işini beceremiyorum. Ben çok severken karşımdakine kendimi sevdiremiyorum. O yüzden bıraktım. Sadece arkadaşlarım olsun bana yeter. Gereksiz heyecanlara gerek yok. 

Her gününüz bir öncekinden güzel geçsin. 

Cuma, Aralık 05, 2014

İnsanlar ne zamandan beri bu kadar kötü?
Kimimiz fazla kromozona sahip oldu 'Down sendromlu' diye etiketledik. Kimimiz organı eksik doğdu 'engelli, özürlü' dedik. Geç anladı diye 'gerizekalı' dedik. Biraz fazla düşünmeyi bildik, tüm uzuvlarımız tam oldu ve kromozon sayımız normal diye kendimize 'insan' dedik.
Yani bu kadar kolaydı her şey?
Bence sadece kolay olduğunu sandık!
İnsan olmak uzuv ya da kromozonla etkili değil. İnsan olmak; sol tarafında, göğüs kafesinin altında yaşamanı sağlayan organla alakalı.
Orada vicdan taşıyorsan insansın.
İnsanları görünüşlerine göre yargılamıyorsan insansın
Saygı duyuyorsan insansın.
Sevmeyi biliyorsan insansın.
Kalbinde kötülük besleyenlere dahi iyimserliklerle yaklaşabiliyorsan insansın.
Doğarken sadece 'insan' olarak dünyaya geliyoruz.
Tüm güzellikleri bilerek, kötülük düşünmeden..
Büyüdükçe yok oluyor bu duygular..
Duygular yok olurken kaybettiğimiz tek şey insanlığımız.
Son zamanlarda çevremdekileri uyarırken buluyorum kendimi devamlı.
'İnsanları dış görünüşlerine göre yargılama!'


Bir fincan kahve ile eşlik ettiğiniz için teşekkür ederim.. :)

Cuma, Ekim 31, 2014

Aşk istiyorum. 
Mutlu bir aşk
Platonik olmayanından..
Beni özleyecek, beni sevecek..
Beni merak edecek..
Benimle vakit geçirmekten keyif alacak birini istiyorum. 
Sevdiğini haykırabilecek birini. 
Beni kaybetmekten korkacak
Bana ihtiyacı olacak birini..
Arkamı döndüğümde orada görebileceğim birini..
Yanında rahat olabildiğim birini.. 
Acaba yaşamayacağım birini istiyorum. 
Her an dipdibe olmadığım ama deli gibi varlığını hissettiğim birini istiyorum. 
Bana yaşamaktan zevk aldıracak birini istiyorum. 
Canımı yakmayacak, gözyaşı nedir unutturacak birini istiyorum. 
Yaralarımı saracak birini istiyorum. 
Çok sevebileceğim ve aynı oradan sevilebileceğim birini istiyorum. 
Ne hissediyorsam korkmadan yansıtabileceğim birini istiyorum. 
Korkmadan benim diyebileceğim birini. 
Sevgimi istediğim şekilde göstereceğim birini. 
Bana ait olmanın ne demek olduğunu gösterebilecek birini istiyorum. 
Sarıldığı zaman ona ait olduğumu ve güvende olduğumu hissetirebilecek birini istiyorum. 
Çok bir şey istemiyorum. 
Beni benim onu sevdiğim gibi sevecek ve bunu göstermekten korkmayacak birini istiyorum. 
Onunla mutlu olmak istiyorum. 
Mutlu bir aşk istiyorum.

Cumartesi, Ekim 25, 2014

Bir zamanlar başka biriydim. 
Kötü biri. 
Devamlı yalan söyler, insanların canını yakardım. Canımı yakan her kimse canı yanmadan kurtulmazdı elimden. 
Güçlüydüm o zamanlar çok güçlü. 
Astığım astık, kestiğim kestik. 
Korkudan önüme çıkamayanlar kızlar vardı. 
Ve beni benden çok düşünen, korumaya çalışan arkadaşlarım. 
Sırtımı yaslamadığım, güvenmediğim ama benimle gözü kapalı gelecek arkadaşlarım. 
Bir nevi çetebaşı ya da elebaşı. 
Herkes bilirdi, herkes tanırdı. 
Kimseye eyvallahım yoktu. 
Kimsenin yüzüne dönüp ikinciye bakmazdım. 
Fizik hocam dahi 'kızım dersi dinle' demekten yorulmuştu. 
Kaçmadığım ders yoktu. 
Kimsenin kuralları umrumda değildi. 
Kendi kurallarım vardı. 
İstediğimi alırdım. 
İstiyorsam benimdi. 
Konu kapanırdı. 
Lanet mi lanet, asi mi asi...
Sonra bir gün kendimi bambaşka biri olarak buldum. 
Tamamen zıt biri. 
Ne zaman, nasıl değiştim bilmiyorum. 
Düşününce tek hatırladığım duşta saatlerce ağladığım. 
O günden sonra mı değiştim bilmiyorum. 
Okulun korkulu rüyası gitti, içine kapanık biri geldi. 
Millet öyle yorumladı. 
Aksine içime kapanmadım hiç bir zaman. 
Sadece bir çok şeyi kendime sakladım. 
İnsanlara yaklaşmaz oldum. 
Yalnızlığı sevmem de en çok o zamanlardan kalma. 
Yalnızken kimse senin canını yakamaz. 
Kimse seni üzemez. 
Neden bu kadar değiştim sanki?
O zamanlardaki gibi kalsaydım ya?
İyi olmayı sevemedim. 
İnsanların benden korktuğu zamanlar daha güzeldi. 
İşin kötüsü bir kere değişince bir daha asla eskisi gibi olamıyorsun. 
Ben kötü olmak istiyorum. 
Eski günlerimdeki gibi..