Cumartesi, Mart 29, 2014

Anarchist Loves ( Firariperest / Elif Şafak )


" Eskiden sevdalar daha mı tutkuluydu, hasretler daha mı derin? Sevgilinin saçının bir teline ne şiirler yazılırdı hani. Bir kez görmekle ne kadar çok sevilirdi insan. Kapı aralığından uzanan bir baş, perde arkasında bir kadın gölgesi, belli belirsiz bir tebessüm, gözbebeklerinde saklı ateş ve har. Uzaktan da sevilirdi yâr. Mümkündü. Hem mümkün hem imkânsızdı aşk. Hayatın bir parçasıydı dokunmadan sevmek. Yaklaşmadan. Aşk bugün var, yarın kaçtı kaçacak bir ada tavşanıydı sanki. Öylesine ürkek. Kimse yüzde yüz emin olamazdı aşka "sahip" olduğundan. Mülkü yok, tapusu yoktu. Daha mı anarşistti eskiden aşklar?
Sahi "yârim" ne güzel bir kelimeydi. Ağızda akide şekeri. "Yârim" der, sonra bir es verir, gayriihtiyari susardın. Söyleyecek söz kalmazdı ardından. Tek başına kaç cümleye bedeldi kelimeler. Eskiden harfler daha mı kıymetliydi? Bir mektup yeterdi aylar süren ayrılıkların sessizliğini kapatmaya. Tek bir yemin yeterdi aradaki mesafeleri azaltmaya. Artık hiçbir şey o kıvamda değil. İbre şaştı, ayar bozuldu sanki. El titredi, akort bozuldu sanki. İlişkilerimizin ahengi eskisi gibi değil. Kelime cömerdi, duygu cimrisi bugünün insanı. Konuşmaya gelince açıyor ağzını, duygulanmaya gelince tutuyor kendini. Zaman yok ya, hep bir telaş halindeyiz ya, bunca koşuşturma arasında kimsenin durup da duygulanmaya vakti yok. 
"Bütün meslekler insan ruhunu kemirir durur. Bir tanesi hariç: Şairlik." Böyle demişti Charles Baudelaire. Artık bu durum da değişti. Şimdilerde şairlik dahil bütün meslekler ruhumuzu kemirip duruyor, inceden inceden. Makyajla kapatıyoruz kemirilen yerlerin üstünü, ruhumuzdaki gedikleri, benliğimizdeki oyukları. Meşguliyetle, sosyallikle, unvanla, kariyerle, şan şöhretle kapatıyoruz. Ama alttan alta bir çoğumuz aynı dertten mustaribiz: Tamamlayamadığımız bir eksiklik duygusunu, azalmayan bir bezginliği sırtımızda un çuvalı gibi taşıyoruz. Monoton bir değirmentaşı günlerin akışı. Dönüyor kendi ritmiyle. Bizi o çarkın dışına çıkaracak bir aşk arıyoruz. Sıradışı bir sevda. Ama gel gör ki ne Ferhat'ız dağları delecek, ne Simurg kuşlarıyız mavilikte kanat çırpacak. Hem gizliden gizliye masalsı ve destansı bir sevda arıyor hem de masalları ve destanları hayatımızdan satır satır siliyoruz. "

Bu da şarkısı olsun hadi. (http://youtu.be/K52gbejQf9Y )

Cumartesi, Ocak 04, 2014

Are you OKEY?




Bloggerlarımmm.
2014'ün ilk yazısında size haberler toplayıp geldim. Haberlerimden birisi hariç diğerleri iyi. O birisi de azıcık kötü. İyilerden başlayalım.  
Bombaya hazırlıklı olun öncelikle. 
Biliyorsunuz ki bu hayatta en çok yapmak istediğim şeylerden biri; bir dergide yazmaktı. İşte bu hayalim gerçek oldu. Çoğunuzun bildiğini düşündüğüm WoMEN Dergisi'nde yazmaya başlıyorum bu ay itibari ile. Takı ve aksesuar hakkındaki bilgilerimi, yorumlarımı paylaşacağım. İstediğim adımların en güzelini atmış oldum. İnşallah Elle, Vogue gibi dergilerde de yazdığımı paylaşırım sizlerle. 
İşimde terfi aldım denebilir. Sorumluluklarım arttırıldı. Şirketin yılbaşı yemeğinde de 'Beklenilenin çok çok üstünde bir performans' gösterdiğim hakkında konuşuldu. Dışarıdan nasıl bir imaj çizdiğimi merak ettim doğrusu. Ama severek ve hevesle yapıyorum işimi. Daha da ilerleyeceğimi biliyorum. 
O'na gelecek olursak.  Araya biraz mesafe koydum. Hem birazdan açıklayacağım kötü haberle ilgili hem de bazı konularda zıt düştüğümüzle ilgili. Beni biraz da olsa tanımışsınızdır. Benden istediği ise her şeyimi bırakıp, 'evimin kadını, çocuklarımın anası' olmak. Ben bunu yapamam. Ben çalışmadan, çabalamadan duramam. Bu dünyada anne olmayı çok isterken onu bile sorguluyorum bu aralar ve istemediğime karar vermiş durumdayım. Evliliğe zaten uzağım. Kendi işimin hayalini kurarken yapamam.  Mümkün değil. Ayrıca bir ilişkiye hazır değilim galiba ben. Önceki yaşadıklarımı, başkasıyla yaşayamazmışım gibi, başkasını o şekilde sevemezmişim gibi geliyor. 3 ayı geçti. Ne hissettiğimi bilmiyorum. Ama hala farklı bir yere sahip bende bunu biliyorum ve bu hiç geçecekmiş gibi gelmiyor. Hala rüyalarımda. Düşünmüyorum. Ama hala ağzımda. Hayatında biri var muhtemelen. Bittik zaten bizde. Tekrarı olmaz. Olmayacak da. Fakat bitmek bilmeyen ondan başkası olmayacak hissi. Tarifleyemiyorum. 
Gelelim azıcık kötü habere.  
31'i sabahı iki kolaltımda da ağrı ve şişkinliklerle uyandım. Hareket ederken zorlanarak hareket ettim. Ters bir hareket yapmışımdır diye de dikkate almadım. İşe gittim. Ardından alışveriş yapıp, bir güzelde gezdim. Eve gelip, üstümü değiştirdiğimde şişliklerin kızardığını gördüm. Daha detaylı incelediğimde göğüs kısmımda da aynı şişliklerden ve kızarıklıklardan olduğunu farkettim. Ailem hemen doktora gidelim diye tutuştu ama gitmedim. Doktor sevgim malum. Yapmam gerekenlerdi şunlardı derken anca bugün gittim doktora. Öncesinde de internetten biraz araştırdım. Doktorun emin olmamakla beraber koyduğu teşhisle aynı sonuca ulaştım. 'Kist olabilir. ' Emin olmak için tahlil yaptırmamı ve ultrasona girmemi söyledi. Ultrason için pazartesiye randevu aldım ama kan tahlillerimi yaptırdım. Hala ağrılarım devam ediyor tabi şişliklerde cabası. Robot gibi oldum resmen. Hareket ederken epey canım yanıyor. Pazartesiye açıklığa kavuşmuş olacak muhtemelen. Çevremdeki herkes korku içinde. Beni sakinleştirmeye çalışıyorlar. Halbuki ben daha sakinim. Alabilecek en kötüsüne dahi hazırım. İşteki tüm arkadaşlarım 'kötü bir şey yoktur canım' diyor ama ardından bir acaba geliyor. Kendimi güçlü hissediyorum. Ne olursa olsun korkmuyorum. Hatta iyi tarafını buluyorum. Pollyliğin etkisi olsa gerek. Yaşamam gerektiği için yaşayacağımdır. Belki de aşağıdaki listeyi gerçekleştiremeyeceğim artık. 

İyiyim. 
Sonuçlar karşı da hazırlıklıyım.  
Kendinize iyi bakın. 
Sevdiklerinizin kıymetini de çok iyi bilin. 

Cuma, Aralık 20, 2013

Wind of Change..



Bloggerlarımmmm
Nasılsınız?
Ben iyiyim. Size de bir sürü güzel haber toplayıp geldim. 
Bu yıl yengeçlerin yılı olacak dendi her yerde. Yengeçleri bilmem ama benim yılım olacak biliyorum. Değişimler ardarda geldi. Ben hiç farkına varmadan oldu hemde. Geleceğimi, bundan sonraki hayatımı etkileyecek, beni bambaşka bir Polly yapacak değişimler. 
Fikirlerim değişti. İsteklerimde onu takip etti. Parfümümden tutun da, saçımın duruşu, kaşlarımın şekli bile değişti. 
Ve ben şimdiki halimde kendimi buldum. Tabi bir de iş buldum. :) 
Hepinizin bildiği online alışveriş sitelerinden birinde çalışıyorum. Hayatımda ne yapmak istediğimi artık biliyorum. Tasarım okuyacağım. Modaya ve editörlüğe yöneleceğim. Yeteneklerim bunlar benim. İşimi seviyorum. Biliyorum ki kariyerimin ilk basamağını attım. Bundan sonrası da gelecek. 
Spora da başladım. Yapmak istediklerim kendi kendine oluyor ve ben kendimi hiç olmadığım kadar iyi hissediyorum. 
Yoğunum. İşim yoğun, izlemem gereken filmler listem kalabalık, okunması gereken kitap listem kabarık, çalışmam gereken dersler ayrıca fazlasıyla çok. Şuan da hepsine yetebilen ve bundan mutlu olabilen bir Polly var.  
Biliyorum. 2014 benim yılım olacak. İstediklerim bir bir olacak inşallah. 
Size bir haberim daha var. 
Biri var. Daha henüz hayatımda bir yere koyamadığım. Hani vardır ya aslında hep hayatınızda olup sizin dikkat etmediğiniz kişiler. Onlardan biri. Yaklaşık 4-5 senedir hayatımdaydı. Önceki ilişkim başlamadan önce bir şeylerden şüphelenmiştim ama sonrası malum zaten. Şimdi görüşüyoruz. Evet, hayatımda henüz bir yere koyamadım. Mutluyum. Kendimi oldukça değerli hissediyorum. Çünkü bunu bana hissettiriyor ve güvenebiliyorum. Aramızda biraz yaş farkı var. Ama kafalarımız aynı. Saatlerce oturup bir kitap üzerine konuşabiliyoruz. Yüzümden gülümsemem eksik olmasın diye her şeyi yapıyor. Neler yaşadığımı biliyor ve beni anlayışla karşılıyor. Geçmişi aramızda hayalet gibi tutmuyoruz tabi. Zamana ihtiyacım olduğunu biliyor ve ben bunları söylemeden o zamanı bana tanıyor. Sesimi duymak için ufak bahaneler öne sürüyor. Masamda Ondan gelen kocaman bir orkidem bile var. İş yerimin adresini bana sormadan bulup çıkışıma gelebilmiş bir insandan bahsediyorum. Benim tatmadığım duygular bunlar. Bu kadar fazla değeri, ince düşünceyi bir arada görmedim ben hiç bir ilişkimde. Kafamda çizdiğim kişinin kanlı canlı hali. Heyecanlanıyorum. Mutluyum ama henüz değil. Kimse bu kadar iyi olamaz. Vardır bir su götüren yanı. Beynim rahat durmuyor. Belki de sadece benim için doğru kişi. Kim bilir. Sanki hep tanıyormuş gibi beni. Neleri sevdiğimi biliyormuş gibi. Rüyada mıyım yoksa gerçek olması mümkün mü? Hiç bilmediğim yerlere götürüyor, hiç bilmediğim şeyleri öğretiyor. Her an bambaşka bir sürprizle karşılaşıyorum. Elimi tutmak, sevdiğini söylemek için ölüp bitiyor biliyorum. Ama kırılmaya alışık kalbim korkuyor. Ya yine kırılırsam? Bu düşünceyi atamıyorum. Ailesine bile benden bahsetmiş durumda. Gün içinde mailleşiyoruz. Benle konuştuğunda whatsapp'a giriyor. Kimle konuşuyor acaba diye düşünmeme imkan sağlamıyor.  Acabalar oluşmasına izin vermiyor. Ama en büyük acaba mı yok edebilmem içinde ölüp bitiyor. Bugüne kadar hayatıma girmiş kişiler arasında en çok hayatıma girmeyi O hakediyor.  Düşünmeden de yapamıyorum. Bugün işten geç çıkacağımı öğrenince gelip şirketin kapısında beklemiş. Sırf eve bırakabilmek için. Zorla eve götürmesi için uğraştığım insanlar vardı bir zamanlar benim hayatımda. 
Kafam karışık değil. Ama düşüncelerim birazcık şüpheli. Mutlu haberi mutlaka paylaşacağım sizinle. Ama şimdi de ben mutluyum. Kendimden, hayatımdan, işimden ve yanımda olan insandan mutluyum. 

Sizlerde mutlu olun. 
Kendinize güzel bakın.  
:) 

Pazar, Aralık 01, 2013

I'm Slowly Giving Up!



Merhaba Bloggerlarımm.
Nasılsınız görüşmeyeli? Yeni yılda geldi çattı kapıya. Ama yeni yıla girmeden gerçekleri görmeye başlıyorum. 
Konuya girelim. 
Kendimi tanıyorum Bloggerlarım. 
22 yıldır aslında kendimi çok fazla tanımamışım. Şimdi tanımaya başlıyorum. Şimdi daha güçleniyorum. Şimdi görüyorum gerçek Polly'i. Neler yapabileceğimi daha emin adımlarla görüyorum. 
Yaklaşık 2 haftadır işsizim ve evdeyim. Casperdan sonra bir sigorta firmasına girdim. 3 hafta çalıştım. Bir ilki gerçekleştirdim. Pes ettim! Evet, ömrümde ilk defa beyaz bayrak çektim ben. Bugüne kadar direndim her şeye ama daha fazla katlanamadım o işe. Pes etmeyi tattım. O kadarda kötü değilmiş. İçim rahat sevmediğim bir işi ve daha ötesi mutsuz olduğum bir işi yapmayı sürdürmedim. Kendim için bir adım atıp işten ayrıldım. İyi bir adımla düşmeyi tattım. Sandığım kadar kötü olmadığını gördüm. 
Bir diğer farkına vardığım konu ise ben bugüne kadar kimseyi ikna etmek için uğraşmamışım. Ciddiyim! Abartmıyorum.  Hayatımın 3 yaşından sonraki kısımlarını net bir şekilde hatırlıyorum. Tabii arada kötü anılar üstüste geldikçe çoğu anı silinebiliyor ama farklı bir konu orası.  Uzun çapta düşününce kimseyi ikna etmek için uğraşmamışım. Ne babamı ne annemi ne arkadaşlarımı ne de erkek arkadaşlarımı.  Hiç kimseyi. Evet, isteyip istediğini alamadığı zamanda kendi yapan kız benim. Aynen de böyle hayatımın gerçeği. 4 yaşında İzmir - Kemeraltı'nda kendi ayakkabıcı dükkanını açmak için evi terk etmeye kalkan bir çocuktum. O yaştan gelen ve hala inatla devam eden 'ben yaparım!' duygusu. Bu duygu o kadar güçlü ki 'Yapamazsın!, Bilmiyorsun!' gibi sözlere tahammülüm yok. Ben her şeyi bilip, her şeyi yapabilmeliyim. Fikrimin bilgimin olmadığı bir konu olmamalı. Bu yüzden de her alanda bir merakım var herhalde. Evet, bu duygu güçlü ama sorarım kendime 'Bu hayatta istikrarlı sürdürdüğün ne var Polly?!' Cevap yok. İnatçıyım inatçı olmasına ama bir insanın hayatında hiç mi istikrar olmaz. Yok. En uzun ilişkim 2 sene. Ve ben bırakmasaydım daha da sürerdi. Ama ailemle onun arasında kalmaktan, onun tavırlarından bunaldım. Hiç bir şeye bitmeyen ilişkiyi, sevgiyi tek defa da bitirdim. Sonrasında gram arkama bakmadan. Hala da görüşüyorum ve akıl veriyorum şimdi ki sevgililerine nasıl davranması gerektiği konusunda. Bunu yaparken çok da eğleniyorum. Birlikteyken mutluyduk ama şimdi de mutluyuz. Okulu yarıda bıraktım. En uzun çalışma sürem 3 ay. Devamlı şunu mu yapsam bunu mu yapsam düşüncesi içerisindeyim. Daha doğrusu içerisindeydim. Artık devir değişti. 
Şimdi 'Kararlı Polly' olma zamanı. 
Hani hayatımızın dönüm noktaları vardır ya hee işte ben bundan 2,5 ay önce o dönüm noktasını yaşadım. Şu an baktığımda bunu görebiliyorum. 
Senin gitmenle başladı her şey Hayatımın Sürprizi. Şımarık, ukala, kendini yenilmez sanan kız senin gidişinle tepetaklak oldu. Yokluğunla delirecek gibi oldu. Çünkü ilk kez tattım duyguları ben. Sevmeyi, hissetmeyi, alışmayı... Ama hayatında hiç bir düzeni olmayan biri olarak bu ilişkiyi de sürdüremedim. Neden mi? 
Seni sevdiğim gibi sev istedim. Sevdin. Bu defa göster istedim. Gösterdin. Anlamak istemedim. Tamamen benim etrafımda dön istedim. Yapamadın. Çünkü sorumlulukların vardı. Ben asi, şımarık kız çocuğu; kimseye hesap vermem, istediğimi yaparımcıydım. Sende bana çok güzel al istediğini yap dedin. Ben istediklerim olmayınca susmayı tercih ettim bu yaşıma kadar. O istediğim 'ya olacak ya ben olmayacağım' mottosuyla hareket ederdim hep. Olmadığında yatağıma sığındığımı bilirim. İşte sende yapamayınca aynısını yaptım yine. Çünkü bir şekilde istediklerimi almayı biliyordum. Aslında sendende istediklerimi alıyordum. Tek farkı, başka insanlar olmamızdı. Sen farklı şekilde gösteriyordun sevgini, ben farklı. Kendimi bildim bile hırçındım. Bu yüzdendi devamlı tartışmalarımız. Sende yeni yeni öğreniyordun bazı şeyleri. Bu yüzdendi ne yapman gerektiğini kestirememen. 
Bunları şimdi görüyorum ben. Geçmişime bakınca. Aslında çokta matah bir insan olmadığımı görünce. Yine sana geç kaldıktan sonra görüyorum. Sana yaptıklarımı, çektirdiklerimi düşününce görüyorum. Senin canını nasıl yaktığımı görüyorum. Ve ne kadar şımarık olduğumu. 
Özür dilerim. Affettirir mi bilmiyorum. Gerçekten özür dilerim. O şımarık kız çocuğu büyüdü. Gerçekleri görüyor. Görmeye de devam edecek ama artık senin canını yakmadan. Kendi boktan hayatını yoluna koyarak, senden uzakta, çok uzakta görmeye devam edecek. 
Seni sevdim. Biliyorsun. Ama artık değil. Bu sevgi, sana zarar veriyor bana değil. Bu yüzden sen bilme. Bir de ne gördüm biliyor musun? Hani hep çektirdiklerin deyip duruyordum ya sana ben en çok senin yanında; seninle bulmuşum mutluluğu, huzuru.'  Bunu sana hiç söylemedim. Aslında o kadar açık seçik ortadaki her şey. Tek kusur çok yanlış zamanda gördüm ben olan biteni. Seninleyken görseydim... Dilerdim öyle olmasını. Ama bir zaman makinam yok. 
Gitme dediğin halde gittiğim yerlerden, yapma dediğin halde yaptıklarımdan, gereksiz bir çok insan için seni kırdığımdan, gereksiz düşüncelerimden ve seni sana zarar verebilecek biçimde sevdiğim için tüm kalbimle özür dilerim. 
O gün mesaj da dedin ya 'karşı karşıya bile gelmeyelim.' Özlemin o kadar ağırdı ki istedim. Seni son bir defa görebilmeyi çok istedim. Ama sonra sadece görmekle yetinemeyeceğimi anladım. Vazgeçtim. Artık senden vazgeçtiğim gibi. Cezamı çekiyorum ben ama bu cezaya seni ortak etmemin bir anlamı yok. 
Ben artık sadece bu boktan hayatımı, yanlışlarımı toparlamakla uğraşacağım. 
Dilerim ki seni benden çok sevebilecek kişiyi bulursun ve mutlu olursun. Bunu istiyorum. Benim seni anlayabildiğim kadar anlasın. Çünkü ben seni her zerrene kadar anladım. Ama işime gelmedi. 
Senden son ricam ise eskileri sayarken dahi anma beni. Çünkü geleceğine de zarar vermemin bir anlamı yok. O gün hani kendine saydıkların vardı ya şimdi görüyorum ki aslında onların tamamı benmişim. 

Ama şimdi toparlanma zamanı öyle değil mi? 
Her aşkın bir şarkısı var mıdır bilmiyorum ama her ayrılığın bir şarkısı var Bloggerlarım. Bizimki de buymuş. Şimdilerde keşfediyorum bunu da. ( http://t.co/071FeUb2OJ ) 

Not: Uzun bir süre yazamayabilirim Bloggerlarım. İşten çıkmış olduğum süre boyunca bol bol düşünme zamanım oldu ve hala biraz daha zamana ihtiyacım var. Bu gece içim acıya acıya hayatımın güzel bir dönemine nokta koydum ve bunun sizin huzurunuzda olmasını istedim. Çünkü beni anladığınıza inanıyorum. O noktayı henüz kalbime koyamadım. Kolay kolay koyabileceğimi de sanmıyorum. Ama en azından hayatımı toparlayabilmeliyim artık. 
Kendinize çok iyi bakın. Yeni yıla girmeden yazar mıyım bilmiyorum. O yüzden şimdiden bütün dilekleriniz gerçekleşsin. Mutlu olun. 

Sevgilerimle.  

Pazartesi, Ekim 28, 2013

Words Were Important..



Özlemenin ne demek olduğunu artık biliyorum. Orda olmayacağını bile bile etrafta gözlerinin O'nu araması ne demek biliyorum. Düşündükçe parçalara ayrılmak ne demek biliyorum. Rüyanda görünce güne mutlu uyanmak ne demek biliyorum. Çünkü artık O'nu görebildiğim tek yer rüyalar.
Biliyorum Sevdiğim. 
İçim acıya acıya dönmeyeceğini biliyorum. Beni sevmeyeceğini biliyorum. Beni sevmediğini biliyorum. Hiç umursamadığını biliyorum. Bu satırları okumayacağını bile biliyorum. 
Ama ben sen değilim Sevdiğim. 
Kim bilir kimlere ait oldun şimdiye kadar.  Senin yanında bir başkası.  Senin kokunda bir başka koku.  Zor düşüncesi bile zor. Çoğu zaman nefes almak bile zor. 
Ben sen değilim Sevdiğim. 
Gözlerimi kapattığımda yanımdasın. Geleceğime baktığımda ordasın. Senden başka kimseyi göremiyorum yanımda. Yok kimse yok. Hislerim yok. Onları da mı götürdün Sevdiğim? Kimseye karşı bir şey hissedemiyorum. Kimseyle konuşamıyorum. İstemiyorum. Seni istiyorum. Günler geçtikçe daha da uzağıma düşüyor olsan bile Seni istiyorum. Sadece Seni. Hep 'İnsan bir kere sever'e inandım ben. Şimdi çok mu uzağım bu sevgiden? Bir daha kimseyi sevemeyecek miyim yani? Seni severek hakettim değil mi Sevdiğim bunu? Bu ilişkinin çok seven tarafı ben miydim yani? Niye gelip hakkındaki yanlış anlaşılmaları düzeltmiyorsun?! Neden 'Hayır, sevdim seni' diye haykırmıyorsun bana?! İhtiyacım var bunu Senden duymaya. Kokunu bulmaya. Sana ihtiyacım var. Huzuruma. Neler yaşadığımı bilmene ihtiyacım var. Göğsümün ortasındaki acıyı götürmene ihtiyacım var. Bana kimse geçecek demesin. Bu acı geçmiyor. Geçmeyecek! Gün geçtikçe sadece alevleniyor. Artarak, katlanarak.  Her gün daha ağır gelerek. Haber alamamak. Yaşamış olmak için yaşamak. Bir şekilde tutunmaya çalışmak. Güçlü durmaya çalışmak. Değilim. Hemde hiç güçlü değilim. Mutlusun biliyorum. Mutlu ol. Ben olamıyorum. Her şeyim bir parça eksik hep. Tamamlanmayacak da biliyorum. Bunlar umudunu kaybetmiş bir insanın sözleri değil Sevdiğim, gerçekten hissettiklerim. Hep istediğimiz rahatlıktayım ben şimdi. Tüm haftasonlarım senin. Ama sen yoksun. Gelmeyeceksin de. Gülüşünle affetmeye razıyım. Özlemekten ölünüyorsa eğer ben parça parça ölüyorum. Kimse sormuyor artık neden ağladığımı.  Özleminden mi acıdan mı bir cevabım yok. 
Yanımda değilsin belki ama hala geleceğimdesin. Hala tüm fallar 'siz evleneceksiniz'le bitiyor. Biz mi? Biz diye bir şey var mı Sevdiğim? Varsa razıyım ben kabul etmeye. O falcıların haklı çıkması bile umrumda değil. O biz varsa hala.  
Yok değil mi? Kaldım böyle bir başıma desene. 
Ölüyorum her gün biraz daha. 
Gelmeyecek bir sen bekliyor yüreğim.  

Çarşamba, Ekim 16, 2013

Saç Kırıklarım Mı Fazla Hayal Kırıklıklarım Mı? I Can't Decide.


İyi bayramlar Bloggerlarım.

Umarım iyi bir bayram geçiriyorsunuzdur. Benim pek iyi geçirdiğim söylenemez. 'Ne zaman iyi oldun ki!?' dediğinizi duyar gibiyim. Şaka bir yana; yaklaşık 1,5 aydır hayatımın en kötü zamanlarını yaşıyorum diyebilirim. 
Gündem konumuz; hayal kırıklıkları.  

Herşey okula kayıt yaptıramamamla başladı. Yenildiğimi hissettim. O kadar inat ettiğim, 'illa gideceğim!' dediğim okula kayıt yaptıramadım. Belli etmedim kimseye. Yıkıldım ama en sevdiklerime bile göstermedim. Bir tek insanın anlamasını bekledim sadece. Çünkü beni gerçekten tanıdığını sanıyordum. Kucak açar anlar beni dedim. Ama olmadı. Anlamadı. Hırçınlaştım üstüme gelmeye devam etti. Tek istediğim sarıp sarmalanmaktı. Evet, fırtına içerisindeydim. Farkında değildim. Kırdım biliyorum. Ama beni bu kadar sevdiğini söylerken, gidebileceğini, ben bu haldeyken bırakabileceğini bilmiyordum. Düşünmemiştim. Ve onca hayal kurduktan sonra O gitti. Canım çok yandı. Hala ara ara yanıyor ama dönsün istemedim. Beni tanımayan bilmeyen adam yanımda olsun istemedim. Evet, yine özlüyorum. Ama onlarda geçecek. O hayatına devam ediyor.  Bende edeceğim. Edebilmeliyim. 
Bu kadar yıkılmışken bir gol daha geldi tabii. İşten çıkarıldım. Evet, bir başka deyişle 'Kovuldum!' Çıkmayı düşünüyordum zaten. Ama ay ortası çıkıp firmayı yarı yolda bırakmayı kendime yakıştıramamıştım. Hem de şimdiden araştırıp düzgün bir iş bakarım demiştim. Fakat kaç yıllık firma benim sahip olabildiğim iş ahlâkından çok uzakmış. Olayın nasıl geliştiğini anlatayım. Bölge sorumlum ameliyat olmuştu ve izinliydi. O ara -ekim başı- bende hastayım. Ama nasıl bir hastalık. Son 3 yıldır hiç hasta olmayan ben, ölüyorum resmen. Konuşamıyorum, nefes alamıyorum. Kan tahlili için doktora gittim. Ondan sonra kolum şişip morardı. Kımıldatamıyorum. Derken 2 günlük rapor aldım. Sonrasında ilaçta kullanınca işe gidebilirim dedim. 'Nereye gidiyorsun be Polly?' Günün yarısında gerisin geri eve döndüm. Sonra 2 gün daha rapor aldım. Bölge sorumluma haber veriyorum. Geçmiş olsunu bile çok gördü adam resmen. O haftadan sonra biraz daha toparladım tabi. Ama elimde stok falan hiç bir şey kalmadı. Devamlı mail atıyorum, haber veriyorum. Derken BS (bölge sorumlum) 'nin benimle konuşma şekli değişmeye başladı. Azarlar şekilde konuşuyor. Mesajlarıma, maillerime cevap vermiyor. Bende satışı falan bıraktım. Geç gidiyorum, erken çıkıyorum falan. Derken bir sabah (saat 8.00) telefonum yıkılıyor resmen. Benim çalışma yerim Metrocity Bimeksti. Bu tutturmuş illa kalk topkapı vatana git. Gidemem hastayım dedim. Dünde zaten raporluyum demiş bulundum. Ama değildim. İşe gitmemiştim sadece. Demez mi bana 'Sen neden iki gün bir gün rapor alıyorsun sgk'dan mı kaçıyorsun? Ben bunu merkeze söyleyemem. Satışlar çok düşük. Ay sonu yollarımızı ayırabiliriz. Stok isteyeceğine topkapıya gitsene. Hem oraya gitmiyorsun hem komik adetlerde satışların var.' Kaldım telefonda. Tek dediğim 'Bugün topkapıya gitmiyorum. Aybaşında da işten çıkarım olur biter.' Yıkıldım o gün resmen. Sgk'dan kaçmanın ne demek olduğunu bile bilmezken onunla suçlandım. Anneme kızıyorum ama gidip istifa edeceğim diyorum yok 2 gün daha dayan diyor bana. Neyse işe gittim yine. Ordaki arkadaşlarımda bayramdan sonra çık diye ikna ettiler beni. O günde primler yatacak. Saat 6 gibi yattı. Ama benim hakettiğimin çok altında. İnsan kaynaklarını aradım. Açmıyor kimse sonra insan kaynakları beni aradı. 'Senin raporların varmış canım onların ve sana mailde attığım, performansının düşüklüğüyle ilgili olan savunmayı doldurup yarın 2'ye kadar bana yollar mısın?' 'Tamam yollarımda bana prim neden bu kadar yattı? Geçen aykini de yatıracaktınız sözde ama o yok. Ayrıca ödeme yapmam gereken bir yer var o zaman avans yatırın bana!' Ne cevap aldım biliyor musunuz? Aynen yazıyorum. 
'Avansları ancak haftaiçi saat 17'ye kadar yatırabiliyoruz.'
'Tamam pazartesi yarım gün açık bankalar. O zaman yatırın. Acil çünkü ödemem. '
'Ama tatlım biz pazartesi çalışmıyoruz. Resmi tatil ya hani!'
'Peki, bayramdan sonraki pazartesinin nesi var?!'
'Yaa canım o zamanda ayın 21'i oluyor ya biz ancak ayın 15'ine kadar avans yatırabiliyoruz. Olmuyor yaniii..'

Ömrümde ilk defa bağırarak küfrettim. İçimde kıyamet kopuyor. Biri dokunsa hıçkıra hıçkıra ağlayacağım resmen. İş yerinde de bir çocuk vardı. Ayrılık sonrası yakınlaşma oldu aramızda. Çocuk dediğime de bakmayın 30 yaşında kendileri. O geldi yanıma. İlk defa biri ben ağzımı açmadan 'Sakin olur musun? Her ne olduysa biz yanındayız!' dedi. Dondum kaldım. Bunu diyen insan cool mu cool ve uzun mu uzun boylu. Kısacası hayallerimin şekle gelmiş hali. Başladım anlatmaya. Nasıl kızıyor ama anlatamam. Döndü 'Yanağına ne oldu senin?' dedi. Meğer bendeniz sinirle telefonda konuşurken yanağımı tırnaklamışım. İlla kendime zarar vereceğim ya. 'Çıkıp gidiyorum ben ama sana ayıp olacak.' dedim. 'Yok bana ayıp olmaz ama gidersen yenilmiş olursun ve hakkını yerler, kal.' dedi. Beni düşünüp, kal dedi.  Onun için kaldım o gün. Ertesi günde bir üstteki teknosaya alacaklardı beni. Yabancı olduğum bir mağaza değildi zaten. Sesimi çıkarmadım. Öğlen gittim mağazaya, başladım savunmamı yazmaya. Stoğumun olmadığını, hasta başladığımı ve yaptığım hiç birşeyi görmeyip, beni başarısız ilan etmelerini, bunun sonucunda firmaya inancımın kalmadığını vs. herşeyi yazdım. 'Madem ben suçluymuş gibi savunmayı yazıyorum, içimi de böyle boşaltırım.' deyip verdim veriştirdim. Aslında izinde olan ama 2'ye kadar illa savunmayı isteyen insan kaynaklarına, ülke sorumlusuna ve bölge sorumlusuna birden attım maili. Ben olay çıkmasını beklerken hiç ses çıkmıyor hiç birinden. Bayramdan sonraki pazartesi istifa etmeye karar verdim tabi bu arada. Gece saat 12. 
Günlerden pazar. Babam bakkala gitti. Bende yataktan çıkıp annemin yanına gittim. Telefonumu almak için geri geldim bir baktım 3 mesaj. Biri BS'den. 'Polly, iyi geceler. Yarın işe gitmene gerek yok. Gökhan Bey (ülke sorumlusu) mail attı biraz önce. Performansının düşüklüğü sebebiyle artık yollarımızı ayırıyoruz. İlk mesai gününde de işlemleri hallederiz.'  Velhasıl yine doğru söyleyeni 10. köye postaladılar. 
Performans düşüklüğüm tabi ki bahane. Öğrendiğim kadarıyla da herkese aynısını yapmışlar. Sırf hakettiği parayı vermemek için. 
Bu arada yalnız da değildim. Bunca olayda yanımda olan Sarışınım vardı. En büyük destekçilerimden biri oldu. Hemde dostum, arkadaşım oldu. Bir de Casper'dan Emre vardı. Hatta beni BS'ye karşı savundu. Haksızlık ettiklerini söylemiş. İnsanları da tanımış oldum. Eski hayatımdaki sürprize, 30'lunun benimle çok ilgilendiği gün; mesaj attım. 'Sana ihtiyacım var desem yine cevap vermezsin dimi? Teşekkür ederim.' Tabii ki de cevap vermedi. O günden sonra telefondaki ona dair herşeyi de sildim zaten. 

Yaaa bloggerlarım. Bunca hayal kırıklığını, acıyı peş peşe yaşadım. Ama ayaktayım henüz yıkılmadım. Yıkılmaya da niyetim yok. İş konusunda aybaşına kadar vaktim var. Okulu zaten hallettim. Daha güzel düşüncelerim var. Aşka gelince. Kimseyi istemiyorum. Kendimi yorgun ve kırgın hissediyorum o konuda, hatta biraz da güvensiz olabilir. Ama yine de size şu aralar istediğim bir şeyden bahsetmeden de geçemeyeceğim. 
Evlenmek istiyorum bloggerlarım. Anne olmak istiyorum. Elime bakınca parmağımda sevdiğim adama ait bir işaret görmek istiyorum. Deli gibi sevdiğim ve sevildiğim, her şekilde güvendiğim adama ait olmak istiyorum. Deli dolu, matrak ama bir o kadar da ciddi tüm konuları, sadece ciddi olanları değil herşeyi rahatça konuşabildiğim bir adam istiyorum hayatımda. Deli gibi eğlenebildiğim, bugün neler yapacağız acaba diye düşündüğüm, her anı sürprizlerle dolu olan bir adam istiyorum. Ve o adamdan olacak tatlı mı tatlı ikizler istiyorum. Çift yumurta ikizleri. Adamla beraber döşediğim sevimli mi sevimli bir ev ve şirin bir de köpek istiyorum. Ama en çokta o adamı istiyorum ben. Beni koruyup kollayacak, mutlu bir ailede yetişmiş bir adam istiyorum. Çünkü mutlu ailede yetişmiş bir adam, seni nasıl mutlu etmesi gerektiğini bilir. Dolu dizgin bir aşk istiyorum. Bugüne kadar yaşadıklarımı düşününce aşk konusunda hiç yüzümün gülmediğini gördüm. Bu saatten sonra gülsün istiyorum. Beni çok sevecek, o deli dolu adamı istiyorum. Ve öyle bir adama ait olup, mutlu olmak istiyorum. Yalanlar duymak değil, gözlerine baktıkça gerçekleri görmek ve sevildiğimi bilmek istiyorum.  

Biliyorum o adam bir yerlerde beni bekliyor. Bende o adam, beni bulup gelene kadar gereksiz hiç bir kimseye kalbimi açmayacağım. Zamanı var. Onu da biliyorum.  Bir gün sevdiğim adam sayesinde dünyanın en tatlı ikiz annesi olacağımı da biliyorum. 

Dua edin olur mu bloggerlarım? Artık mutluluğu bulayım. Doğru bir kalpte.  

Kendinize çok dikkat edin, bayram diye de tatlıları fazla tüketmeyin. 
Sizleri seviyorum. 


Not: Saçımda hiç kırığım yok.  :) 

Cuma, Ekim 11, 2013

Can Havli.



Hayranım gücüne. 
Nerden buluyorsun bu gücü? Beni hiç sevmemenden mi yoksa başka bir sebebi mi var? Belki de başkaları vardı? Bilmiyorum. Ama aynı şekilde olmak isterdim. Hiç canım yanmasın. Hiç umrumda olma. Zerre kadar aklıma gelme isterdim. Anılarla boğulmamak isterdim. Başkaları olursa geçiyor mu bu acılar? Sen söyle. Beni onca hayalle, acıyla, anıyla bırakıp giden sensin sen söyle. Başkalarını soksam hayatıma bitecek mi bu acılar? Bitecek mi sana dair her şey? Silinecek mi anılar? 
Herkese mutluyum, umrumda değil, böyle olması gerekiyordu, biz birbirimize uygun değildik bile dedim. Ama ne aklıma ne kalbime beni sevmediğin gerçeğinden başka birşey söyleyemedim. Beni aldattığını bile düşünmek istedim. Düşünmeye bile çalıştım. Başkasını bulmuştu o yüzden bitirdi dedim. Ama bir yanım tüm gücüyle itiraz etti. Yapmadı yapmazdı da dedi.  En çok sana güvendim. Bundan sonra güven sadece bir rüya benim için gerçekten. Kendimi işime vermeye çalıştım olmadı. İnanır mısın başkalarıyla konuşmaya bile çalıştım. Ama olmadı. Yalnızlığımı istedim. Ama boğuldum. Boğuluyorum. Nereye dönsem bir anı, nereye baksam bir anı. Metrocity girmenin benim için nasıl zor olduğunu bile bilemezsin. Oraya ilk seninle gittim. Bimekse ilk seninle girdim. Ve orda çalışmak zorundayım. Her an o anıları solumak zorundayım. 
Önümüz bayram. Bir sürü yaptığımız plan vardı 3 günlük tatili onlarla geçirmek zorundayım sırf o düşüncelerle.  Neden Halil? Neden yaptırdın onca hayali? Sırf biraz daha umrunda olmak istedim. Biraz daha merak et istedim. Her söylediğim şeyin altında bir sebep aradın. Seni sevmemde bile. Ama sana kütüphaneye ilk gittiğimizde dolmabahçede yürürkende söylediğim gibi. Seni ne bulunduğun durum, ne giydiklerin ne de başka bir şey için sevdim ben. Seni sadece sen olduğun için sevdim. Sende öyle sev istedim.  Helalimsin dediğinde, hiç ayrılamayız, biz birbirimize aidiz dediğinde ve beni istediğini söylediğinde ve ilk defa gözlerimin içine bakıp sevdiğini söylediğinde inandım. Söylemiş olmak için söyleyeceğini düşünmedim. Ama söylemişsin. Böylesine gittiğine göre söylemişsin. 
Yanlış anlaşılmalar, gereksiz kaprisler bitirdi işte. Sende aslında ne kadar kolay vazgeçebileceğini gösterdin. Evet, inadının, gururunun olduğunu biliyordum. Ama hepsini geri de bıraktığımızı düşünmüştüm. Çünkü herşeyden önce sevgimiz güçlü derdim. Yanılmışım. Gururunda egonda sevginden fazlaymış. Hala belki dayanamazsın çıkışa gelirsin diye bir aptal ümit bekliyorum. Hala! Ne kadar acınacak haldeyim. Ve ne kadar yalnızım. Bunları etkilen falan diye demiyorum. Ben sadece kendime kızıyorum ve kendime acıyorum. Bir daha kimseye güvenemeyecek olmama üzülüyorum. Her şeye rağmen yapamadığım gururuma yanıyorum.