Pazartesi, Temmuz 21, 2014

'Feel Nothing' Evresi



Her ilişki bittikten sonra yaşanan, ne hissettiğini bilemediğin için hiçbir şey hissetmiyormuşsun gibi gelen evredir aslında. Ama benim 'Feel Nothing' evrem ya mottom haline geldi ya da ben artık duygularımı kaybettim. Aslında durumda farklı. Bir ilişkim bitmedi. Çünkü bir ilişki yaşamadım. Tanımlaması zor. Gezdik tozduk. Kısmen eğlendik. Bir anda da görüşmemek üzere koptuk. Sebepsiz. Aradaki boşluklar çok ve uzun. Elbette açıklamalara ihtiyacım var. Bilirsiniz ki en yorucu süreç, sorulara kendi içinizde cevap arama sürecidir. O evreyi de geçtim. Bulduğum cevaplar en başından beri bildiklerimdi. 'Takıldık ve bitti!' Ne kadar basit değil mi? Ama işin iç yüzü öyle değil. Düşündükçe sinir bozucu sadece. Tabi bir de ilişkilerin en başında yaptığımız; karşımızdakini dünyanın en mükemmel adamı sanma durumu da var. Onu da yaptım. :) Mükemmel, cool, karizmatik, ne istediğini bilen, zeki, her istediğini yaptırabilecek, bilgisiyle herkesi hayran bırakacak, ortam bilen, her sohbete gelen, bla bla bla...
Kesinlikle kimse mükemmel değil. Eh hala biraz karizmatik. Ne istediğini bilmek mi? Hayır, hayır, hayır.. Zerresinden haberi yok. Bir yandan hayatında birini istiyor, bir yandan da 'Ama benim sosyal hayatım' Canım benim, sen eğer ikisini birden istiyorsan hayatındaki insanı o çevreye dahil edeceksin. Yok yapamam edemem, diyorsan da aradaki sınırı koruyacaksın. Bu işin kuralı budur. Hayatında birini istiyorsan onu hayatının bir kısmına dahil edeceksin ki 'Aaa evet onunla beraberim, hayatının bir parçasıyım' diyebilsin. Beceremiyorsanda hiç bu işlere niyetlenmeyeceksin. Sen bir kalbe sahip olmayabilirsin ama karşındaki insan senin gibi olmayabilir. Bu yüzden kimsenin kalbini kırmaya gerek yok Timur Efendi. Sevmiyorsan sevmiyorum dersin. Yapamıyorum dersin. Ama kimseye ümit verip kandıramazsın. İçin farklı dışın farklı olamazsın. Oh rahatladım biraz olsun. 
Farkettim ki ben bu işleri beceremiyorum artık. Kalbimde kırılacak bir yer kalmadı. Karpuzun bile iyisini seçebilirken, adamın nerede işe yaramazı var gidip onu buluyorum. Onca insan içinde hep en olmazlarını seçiyorum. Neden? Çünkü hatun kişisi (bendeniz) çetrefilli işleri seviyor. Hayatında bir şey kolay olsa dünya yok olur. Her şeyle mutlaka uğraşacak. Beyni boş kalmamalı, devamlı düşünsünki alzheimer olmasın. Kalbimin  kırıkları olsun, yaşadığım Feel Nothing olsun,  bir de erkeklerin atacakları adımları, konuşmalarının gideceği yeri, ses tonlarındaki vurgunun mesajını bile anlayabilecek kıvama geldiğim için yaşadığım 'tiksinme' olsun hepsiyle beraber ilişkilerden uzak durmam gerektiğini öğrendim. Hayata küsmedim. Aşka küsmedim. Erkeklerin hepsi böyle demiyorum ama çoğu beynini kullanamıyor diyorum. Elbet hayatıma düzgün istediğim gibi biri girecek ama ne zaman orası meçhul. 
Şu da bir gerçek ki ben evlenmek istiyorum zaman zaman tabi. Ama en çok anne olmak istiyorum. Biliyorum çok iyi bir anne olacağım. Hele bir de yumoş yumoş tatlı mı tatlı bir oğlum olursa benden güzel bir anne daha bulunamaz. 
Boşver kızım. Okulunu oku. İstediğin işe kavuş ve Moda'da bir eve sahip ol. Hayat güzel olur zaten o zaman. Senin büyük aile özlemin geçmez ama yalnızlık bunu gerektirir. 
Yaşamayı seviyorum. Her an birşeyler öğrenmeyi seviyorum. Şu an çalıştığım yerde kendimi bir üst basamağa hazırlıyorum. 'Upgrade oluyorum' İstemediğin işlerde çalışarak kendini bulabilirsin. Ben de onu yapıyorum. Kişiliğime, bakış açılarıma her an yeni birşeyler katıyorum. Kattıkça hayatı daha kolay buluyorum. Yaşamayı daha çok seviyorum. Şikayet etmiyorum hiçbir şeyden. Evet evet Pollyanna geri döndü. 

Sorunlarınıza rağmen 'nefes alabilmeniz' dileğiyle... 

Çarşamba, Haziran 25, 2014

I Want...



"Güzel fotoğraflar biriktirmek istiyorum. 
İçmek istiyorum. Sıcacık bir kahve, buz gibi bir bira. 
Mümkünse arkadaşlarla, keyifli bir masa çevresinde. 
Gezmek istiyorum. 
Her şehirden bir kare, içinde ben olayım!
Ben galiba en çok gezmek istiyorum! 
Öpüşmek istiyorum. Uzun, kısa, kaçamak, ulu orta, küçük... Gülümseyerek. 
Bu aralar yaz gelsin istiyorum, üşümekten kat kat lahana bebek gibi giyinmekten çok sıkıldım. 
Sıcak kumda ayağım yansın, tiril elbiseler tenimi sarsın, sandaletlerim kış uykusundan uyansın, tenim bronz, saçlarım ılık esintide salınır olsun. 
Yazmak istiyorum. Ona buna değil, kağıda, deftere, bilgisayara, telefona, kitaba... Beynim susmasın, ilham kaçmasın, tatmin durmasın!
Okumak istiyorum. Kitapları ve insanları...
Çoğu zaman sadece romanları.
Yemek istiyorum. Mangal çuprası, roka, taze fasulye, anane köftesi, soslu makarna, ıspanaklı börek, üç peynirli kahvaltı...
Kare şeklinde, içine küçük bir masa alabilen rengarenk bir mutfak istiyorum. Sıkış tepiş olmadan, güzel yemekler hazırlamak, domez bünyemle basit ama şık sofralarda sevdiklerimi doyurmak istiyorum. 
Haberleri, kötü biten filmleri izlemek istemiyorum. 
Yetinmek istiyorum. Daha fazlasına gerek olmasın, gözüm aç kalmasın. Benim olan en güzelidir, az çoktur zaten. İnsani içgüdüden çıkıp elimdekiyle mutlu, çok mutlu olmak istiyorum. "

- Alıntı -

Uzun zamandan sonra ben anlatan bir yazıyla karşılaştım. Hemen hemen hayata dair ne istiyorsam hepsi mevcut. Ben en çok sevdiğim insanlarla mutlu olmak istiyorum. 


Pazar, Mayıs 11, 2014

Yanlış Adamları Sevmek Benden Sorulur.

Seni sevmeyen bir insanı zorla yanında tutamazsın. Zorla beni sev, benim ol diyemezsin. Ne kadar istersen iste, için parçalansa bile söyleyebileceğin tek şey; 'Sen bilirsin..' olur.  Ben de öyle yaptım. Beni sevmesini çok istedim. Sevdiğini de düşündüm. Sevmese o kadar güzel bakamazdı bana. Çok iyi bir oyuncu değilse tabi!
Bugüne kadar hayatımda hep yanlış insanları seçtim. Eskiden inanmadığım; kültür farkı, üst basamak kavramlarının önemini hayatımdaki insanları çıkarırken anladım. Çünkü hep önde olduğum insanları seçtim. Bir şeyler öğrenebildiğim değil, bir şeyler öğretebildiğim insanlardı. Bunu ilişkiyi yaşarken göremiyorsun. Bitince anlıyorsun. Her şey bittikten sonra 'benim sevdiğim insan bu muydu?' hissini yaşadıktan sonra. Çok kötü o his. Onca geçen zamanı çöpe attığını, neden değersiz olduğunu gösteren bir his. Bugüne kadar her ilişkimden sonrasında bu cümleyi kurdum. Kendime kızdım. Nasıl oldu da kör oldum bu kadar diye söylendim. Kendi değişimlerimi görmedim. Hele en son ilişkimde benliğimi kaybettiğimi bile farkedemedim. Kendimi o kadar değersiz hissediyordum ki gerçekten hiç değer haketmeyen basit biri olduğumu düşünmeye başlamıştım. Kaldı ki herkes değerlidir. Tavan olan özgüvenim, ben başaramam, ben beceremem olmuştu. Ta ki kafama bir odun düşüp ben ne yapıyorum diyene kadar. Onu farkettikten sonra da çok sürmedi zaten. Süremezdi de. Hala arkadaşlarım şaşırırlar 13 aya rağmen nasıl bu kadar çabuk toparlandığıma. Kendimi, benliğimi özlemiştim. Bana kendimi kötü hissettiren birinin yasını da tutamazdım uzun süre. Öyle de yaptım.
Konuyu yine sündürdüm.
Bu yüzdendi geçmişteki tüm ilişkilerimden kötü bahsetmem. Güzel hatıralar bırakmadılar bana. Sadece değiştirdiler. Ama bir gün öyle biri çıktı ki karşıma 'Tamam!' dedim. İstediğim insan bu. Ömrümü geçirmek istediğim insan böyle biri. Beni toparlayabilecek, uç isteklerime son verebilecek, bana sahip çıkacak kelimenin tam anlamıyla her şeyim olabilecek biri. İlk defa ben birinden birşeyler öğrenir oldum. İlk defa susabilmenin önemini gördüm. İlk defa evlenmek istediğim adamı kanlı canlı gördüm. Olabiliriz dedim. Mutlu ailede büyümüş dedim. Sevmeyi bilir. Mutluluğu bilen biri mutlu etmeyi bilir. Ki öyle de oldu. Mutlu oldum. Dokunmadan. Sevgi sözcükleri olmadan. Deliler gibi kahkahalar atarak mutlu oldum. Kendi kendime kaybetmekten korktum. Biliyorum çünkü iyi şey bozulur. Benim hayatımda iyi şeylere yer yok. Hep yaşadım gördüm. Korkarken bir yandan kendimi frenlemeye çalıştım. 'Kimse böyle mükemmel değildir, vardır hataları, sevme kızım gidecek, kaptırma kendini!' Bu sözler döndü durdu hep beynimde. Hataları elbette vardı. Ama diğerlerine oranla beni bambaşka biri yaptı. Sorunları büyütmeyip, göz ardı edebilmemi sağladı. Daha pozitif olabilmemi sağladı. Bir parça da olsa. Beni değiştirirken kendi de değişti. İşin içine dokunmalar girdi. Beni düşünen adam gitti değer vermeyen biri geldi. 180 derece bir dönüş oldu. Sebebini hala çözemediğim. Galiba her şey başında güzel. O değişirken olan oldu. Beynim yazı metnini geçirmeyi durdu ve ben sevmeye başladım. Her anımda olsun istemeye başladım. Ona yansıtamadım. İçim içimi yedi. Kendimi kaptırdıkça kaptırdım. Yüzündeki bir tebessüm için uğraşmak istedim. Benim olsun istedim. Benimle ilgilensin, sorunlarını anlasın istedim.
Şimdi ben onu seviyorum ama artık görüşmüyoruz. Sebebi yok. Sıkılmıştı farkındaydım. Benim hayatım onunkine oranla fazla problemliydi. Onu onlarla boğamazdım. En baştaki değeri vermesini, onu o şekilde devam ettirmesini istedim. Olmadı. Ama ben onunla mutluydum. Tüm sorunlarıma rağmen. Tüm kırıklarıma rağmen. Şimdi başladığım noktadayım. Bir tek farkla. Yine yanlış insan seçmiş olabilirim ama kez bana bir şeyler katan dengim birini seçtim. Hakkında kötü bir şey söyleyemem. Özellikle de o geçirdiğim güzel günlerin hatrına.
Şimdi kırık ve sevmeye başlamış bir kalple kaldım burada.
Hep unuttuğum bir şey var. Beni kanından, canından olduğum öz babam sevmemiş başkasının sevmesini mi bekleyeceğim. İşte hatam burada başlıyor.
Hayatımda ilk defa evlenebilirim dediğim adamda gitti.
Bundan sonrası olur mu? Çok zor. Onun olmasını isterdim. Daha yapacaklarımız vardı.
Bu yazıyı okuyacak olsa, bir çok imla hatası bulur, üzerine de bunlar senin yorumların benimle hiç alakası yok der. Evet sana göre yok ama bana göre tamamen sensin.
Sizinle kalan adamları sevmeyi öğrenin. Bir ara bana da öğretin ya da zamanı nasıl başa alabileceğimi de öğretebilirsiniz. Daha çok mutlu olduğumuz; arabada bağıra bağıra şarkı söylediğimiz zamanlara...
Seni özledim...

Pazartesi, Nisan 28, 2014

Life Is Good. Hahahah



Siz hiç ölmek istediniz mi?
Ben şu aralar çokca istiyorum. Ölüp, yok olup gitmek istiyorum. Ben ölünce her şey bitecek çünkü. Ondan başka kurtuluşum yok biliyorum. Hayatımın en büyük hatasını yaptım. Çaresizlik. Öyle de böyle de başı ağrıyacak olan bendim. Seve seve ya da ede ede. 'Ede ede' kısmını tercih ettim. Etmek zorunda kaldım. Hiç anlaşamadığım babamla çalışmak zorundayım. Evde nasıl üstüme gelindiğini tarif etmemin imkanı yok. Ömrümde ilk defa sinir krizi geçirdim. Saçımı yoldum deliler gibi, çığlık çığlığa bağırdım. Kendime geldiğimde yüzümde tırnak izlerimi gördüm. Küfrettim. Kendi hayatıma küfrettim. Daha çok ölmek istedim. Ölüp yok olmak. 'Nasıl bu kadar kötü olur ki?' demeyin. Oluyor. Her daim ağzıma bir parmak bal çalınıyor, kendince inandığımı düşündüğü şekilde gazlıyor ama aslında yaptığı tek şey kullanmaktan öteye geçmiyor. Lafa gelince bir şey beceremeyen ben oluyorum. Bu zamana kadar çalıştığım yerlerde sevilen bırakılmak isteyen ben, aileme gelince kör cahilin, beceriksizin biri olarak etiketleniyorum. Mutsuzum. Tarif edemeyeceğim kadar mutsuzum ve hiç bir kurtuluşum yok. Kendime ait hiç bir alanım kalmadı. Ne yazı yazabiliyorum ne kitap okuyabiliyorum. Hepsini geçtim ders çalışmaya bile vaktim yok. Ne zaman odama çekilsem 'şunları yapmamız gerekiyor onlarla ilgilen' muhabbeti dönüyor. İyi bir yan görmeye çalışıyorum, 'bu kadar kötü görme' diyorum kendime. Ama bulamıyorum inanın bulamıyorum. 
Her şey bu kadar mı kötü? Tamamen 'Evet' diyemem. Hayatımın ufak bir kısmı da olsa iyi giden bir yeri var. Yüzümü güldüren, bu durumumu unutturabilecek bir kısım. Biri var hayatımda. Sevgili olduğumuzu bugün öğrenebildiğim biri. Yüzümü güldürebilen biri. Bu yaşadıklarımdan habersiz biri. Bana güzel gözlerle bakabilen biri. Bana bir nebzede olsa 'yaşıyorum' diyetebilen biri. Ömrümün geri kalanını kendisiyle geçirmeyi istetecek biri. Baktıkça daha çok sevebildiğim biri. Saatlerce dinleyebileceğim biri. Sözünü dinleyebildiğim biri. Bana karşı ne hissettiğinden emin olmasam bile nefes almamı sağlayan biri. Beni değiştirebilen, daha iyi yapabilen biri. 

Teşekkür ederim. Bunca sorunumun arasında varolduğun için. 

Cumartesi, Mart 29, 2014

Anarchist Loves ( Firariperest / Elif Şafak )


" Eskiden sevdalar daha mı tutkuluydu, hasretler daha mı derin? Sevgilinin saçının bir teline ne şiirler yazılırdı hani. Bir kez görmekle ne kadar çok sevilirdi insan. Kapı aralığından uzanan bir baş, perde arkasında bir kadın gölgesi, belli belirsiz bir tebessüm, gözbebeklerinde saklı ateş ve har. Uzaktan da sevilirdi yâr. Mümkündü. Hem mümkün hem imkânsızdı aşk. Hayatın bir parçasıydı dokunmadan sevmek. Yaklaşmadan. Aşk bugün var, yarın kaçtı kaçacak bir ada tavşanıydı sanki. Öylesine ürkek. Kimse yüzde yüz emin olamazdı aşka "sahip" olduğundan. Mülkü yok, tapusu yoktu. Daha mı anarşistti eskiden aşklar?
Sahi "yârim" ne güzel bir kelimeydi. Ağızda akide şekeri. "Yârim" der, sonra bir es verir, gayriihtiyari susardın. Söyleyecek söz kalmazdı ardından. Tek başına kaç cümleye bedeldi kelimeler. Eskiden harfler daha mı kıymetliydi? Bir mektup yeterdi aylar süren ayrılıkların sessizliğini kapatmaya. Tek bir yemin yeterdi aradaki mesafeleri azaltmaya. Artık hiçbir şey o kıvamda değil. İbre şaştı, ayar bozuldu sanki. El titredi, akort bozuldu sanki. İlişkilerimizin ahengi eskisi gibi değil. Kelime cömerdi, duygu cimrisi bugünün insanı. Konuşmaya gelince açıyor ağzını, duygulanmaya gelince tutuyor kendini. Zaman yok ya, hep bir telaş halindeyiz ya, bunca koşuşturma arasında kimsenin durup da duygulanmaya vakti yok. 
"Bütün meslekler insan ruhunu kemirir durur. Bir tanesi hariç: Şairlik." Böyle demişti Charles Baudelaire. Artık bu durum da değişti. Şimdilerde şairlik dahil bütün meslekler ruhumuzu kemirip duruyor, inceden inceden. Makyajla kapatıyoruz kemirilen yerlerin üstünü, ruhumuzdaki gedikleri, benliğimizdeki oyukları. Meşguliyetle, sosyallikle, unvanla, kariyerle, şan şöhretle kapatıyoruz. Ama alttan alta bir çoğumuz aynı dertten mustaribiz: Tamamlayamadığımız bir eksiklik duygusunu, azalmayan bir bezginliği sırtımızda un çuvalı gibi taşıyoruz. Monoton bir değirmentaşı günlerin akışı. Dönüyor kendi ritmiyle. Bizi o çarkın dışına çıkaracak bir aşk arıyoruz. Sıradışı bir sevda. Ama gel gör ki ne Ferhat'ız dağları delecek, ne Simurg kuşlarıyız mavilikte kanat çırpacak. Hem gizliden gizliye masalsı ve destansı bir sevda arıyor hem de masalları ve destanları hayatımızdan satır satır siliyoruz. "

Bu da şarkısı olsun hadi. (http://youtu.be/K52gbejQf9Y )

Cumartesi, Ocak 04, 2014

Are you OKEY?




Bloggerlarımmm.
2014'ün ilk yazısında size haberler toplayıp geldim. Haberlerimden birisi hariç diğerleri iyi. O birisi de azıcık kötü. İyilerden başlayalım.  
Bombaya hazırlıklı olun öncelikle. 
Biliyorsunuz ki bu hayatta en çok yapmak istediğim şeylerden biri; bir dergide yazmaktı. İşte bu hayalim gerçek oldu. Çoğunuzun bildiğini düşündüğüm WoMEN Dergisi'nde yazmaya başlıyorum bu ay itibari ile. Takı ve aksesuar hakkındaki bilgilerimi, yorumlarımı paylaşacağım. İstediğim adımların en güzelini atmış oldum. İnşallah Elle, Vogue gibi dergilerde de yazdığımı paylaşırım sizlerle. 
İşimde terfi aldım denebilir. Sorumluluklarım arttırıldı. Şirketin yılbaşı yemeğinde de 'Beklenilenin çok çok üstünde bir performans' gösterdiğim hakkında konuşuldu. Dışarıdan nasıl bir imaj çizdiğimi merak ettim doğrusu. Ama severek ve hevesle yapıyorum işimi. Daha da ilerleyeceğimi biliyorum. 
O'na gelecek olursak.  Araya biraz mesafe koydum. Hem birazdan açıklayacağım kötü haberle ilgili hem de bazı konularda zıt düştüğümüzle ilgili. Beni biraz da olsa tanımışsınızdır. Benden istediği ise her şeyimi bırakıp, 'evimin kadını, çocuklarımın anası' olmak. Ben bunu yapamam. Ben çalışmadan, çabalamadan duramam. Bu dünyada anne olmayı çok isterken onu bile sorguluyorum bu aralar ve istemediğime karar vermiş durumdayım. Evliliğe zaten uzağım. Kendi işimin hayalini kurarken yapamam.  Mümkün değil. Ayrıca bir ilişkiye hazır değilim galiba ben. Önceki yaşadıklarımı, başkasıyla yaşayamazmışım gibi, başkasını o şekilde sevemezmişim gibi geliyor. 3 ayı geçti. Ne hissettiğimi bilmiyorum. Ama hala farklı bir yere sahip bende bunu biliyorum ve bu hiç geçecekmiş gibi gelmiyor. Hala rüyalarımda. Düşünmüyorum. Ama hala ağzımda. Hayatında biri var muhtemelen. Bittik zaten bizde. Tekrarı olmaz. Olmayacak da. Fakat bitmek bilmeyen ondan başkası olmayacak hissi. Tarifleyemiyorum. 
Gelelim azıcık kötü habere.  
31'i sabahı iki kolaltımda da ağrı ve şişkinliklerle uyandım. Hareket ederken zorlanarak hareket ettim. Ters bir hareket yapmışımdır diye de dikkate almadım. İşe gittim. Ardından alışveriş yapıp, bir güzelde gezdim. Eve gelip, üstümü değiştirdiğimde şişliklerin kızardığını gördüm. Daha detaylı incelediğimde göğüs kısmımda da aynı şişliklerden ve kızarıklıklardan olduğunu farkettim. Ailem hemen doktora gidelim diye tutuştu ama gitmedim. Doktor sevgim malum. Yapmam gerekenlerdi şunlardı derken anca bugün gittim doktora. Öncesinde de internetten biraz araştırdım. Doktorun emin olmamakla beraber koyduğu teşhisle aynı sonuca ulaştım. 'Kist olabilir. ' Emin olmak için tahlil yaptırmamı ve ultrasona girmemi söyledi. Ultrason için pazartesiye randevu aldım ama kan tahlillerimi yaptırdım. Hala ağrılarım devam ediyor tabi şişliklerde cabası. Robot gibi oldum resmen. Hareket ederken epey canım yanıyor. Pazartesiye açıklığa kavuşmuş olacak muhtemelen. Çevremdeki herkes korku içinde. Beni sakinleştirmeye çalışıyorlar. Halbuki ben daha sakinim. Alabilecek en kötüsüne dahi hazırım. İşteki tüm arkadaşlarım 'kötü bir şey yoktur canım' diyor ama ardından bir acaba geliyor. Kendimi güçlü hissediyorum. Ne olursa olsun korkmuyorum. Hatta iyi tarafını buluyorum. Pollyliğin etkisi olsa gerek. Yaşamam gerektiği için yaşayacağımdır. Belki de aşağıdaki listeyi gerçekleştiremeyeceğim artık. 

İyiyim. 
Sonuçlar karşı da hazırlıklıyım.  
Kendinize iyi bakın. 
Sevdiklerinizin kıymetini de çok iyi bilin. 

Cuma, Aralık 20, 2013

Wind of Change..



Bloggerlarımmmm
Nasılsınız?
Ben iyiyim. Size de bir sürü güzel haber toplayıp geldim. 
Bu yıl yengeçlerin yılı olacak dendi her yerde. Yengeçleri bilmem ama benim yılım olacak biliyorum. Değişimler ardarda geldi. Ben hiç farkına varmadan oldu hemde. Geleceğimi, bundan sonraki hayatımı etkileyecek, beni bambaşka bir Polly yapacak değişimler. 
Fikirlerim değişti. İsteklerimde onu takip etti. Parfümümden tutun da, saçımın duruşu, kaşlarımın şekli bile değişti. 
Ve ben şimdiki halimde kendimi buldum. Tabi bir de iş buldum. :) 
Hepinizin bildiği online alışveriş sitelerinden birinde çalışıyorum. Hayatımda ne yapmak istediğimi artık biliyorum. Tasarım okuyacağım. Modaya ve editörlüğe yöneleceğim. Yeteneklerim bunlar benim. İşimi seviyorum. Biliyorum ki kariyerimin ilk basamağını attım. Bundan sonrası da gelecek. 
Spora da başladım. Yapmak istediklerim kendi kendine oluyor ve ben kendimi hiç olmadığım kadar iyi hissediyorum. 
Yoğunum. İşim yoğun, izlemem gereken filmler listem kalabalık, okunması gereken kitap listem kabarık, çalışmam gereken dersler ayrıca fazlasıyla çok. Şuan da hepsine yetebilen ve bundan mutlu olabilen bir Polly var.  
Biliyorum. 2014 benim yılım olacak. İstediklerim bir bir olacak inşallah. 
Size bir haberim daha var. 
Biri var. Daha henüz hayatımda bir yere koyamadığım. Hani vardır ya aslında hep hayatınızda olup sizin dikkat etmediğiniz kişiler. Onlardan biri. Yaklaşık 4-5 senedir hayatımdaydı. Önceki ilişkim başlamadan önce bir şeylerden şüphelenmiştim ama sonrası malum zaten. Şimdi görüşüyoruz. Evet, hayatımda henüz bir yere koyamadım. Mutluyum. Kendimi oldukça değerli hissediyorum. Çünkü bunu bana hissettiriyor ve güvenebiliyorum. Aramızda biraz yaş farkı var. Ama kafalarımız aynı. Saatlerce oturup bir kitap üzerine konuşabiliyoruz. Yüzümden gülümsemem eksik olmasın diye her şeyi yapıyor. Neler yaşadığımı biliyor ve beni anlayışla karşılıyor. Geçmişi aramızda hayalet gibi tutmuyoruz tabi. Zamana ihtiyacım olduğunu biliyor ve ben bunları söylemeden o zamanı bana tanıyor. Sesimi duymak için ufak bahaneler öne sürüyor. Masamda Ondan gelen kocaman bir orkidem bile var. İş yerimin adresini bana sormadan bulup çıkışıma gelebilmiş bir insandan bahsediyorum. Benim tatmadığım duygular bunlar. Bu kadar fazla değeri, ince düşünceyi bir arada görmedim ben hiç bir ilişkimde. Kafamda çizdiğim kişinin kanlı canlı hali. Heyecanlanıyorum. Mutluyum ama henüz değil. Kimse bu kadar iyi olamaz. Vardır bir su götüren yanı. Beynim rahat durmuyor. Belki de sadece benim için doğru kişi. Kim bilir. Sanki hep tanıyormuş gibi beni. Neleri sevdiğimi biliyormuş gibi. Rüyada mıyım yoksa gerçek olması mümkün mü? Hiç bilmediğim yerlere götürüyor, hiç bilmediğim şeyleri öğretiyor. Her an bambaşka bir sürprizle karşılaşıyorum. Elimi tutmak, sevdiğini söylemek için ölüp bitiyor biliyorum. Ama kırılmaya alışık kalbim korkuyor. Ya yine kırılırsam? Bu düşünceyi atamıyorum. Ailesine bile benden bahsetmiş durumda. Gün içinde mailleşiyoruz. Benle konuştuğunda whatsapp'a giriyor. Kimle konuşuyor acaba diye düşünmeme imkan sağlamıyor.  Acabalar oluşmasına izin vermiyor. Ama en büyük acaba mı yok edebilmem içinde ölüp bitiyor. Bugüne kadar hayatıma girmiş kişiler arasında en çok hayatıma girmeyi O hakediyor.  Düşünmeden de yapamıyorum. Bugün işten geç çıkacağımı öğrenince gelip şirketin kapısında beklemiş. Sırf eve bırakabilmek için. Zorla eve götürmesi için uğraştığım insanlar vardı bir zamanlar benim hayatımda. 
Kafam karışık değil. Ama düşüncelerim birazcık şüpheli. Mutlu haberi mutlaka paylaşacağım sizinle. Ama şimdi de ben mutluyum. Kendimden, hayatımdan, işimden ve yanımda olan insandan mutluyum. 

Sizlerde mutlu olun. 
Kendinize güzel bakın.  
:)