Çarşamba, Eylül 17, 2014

Where Is The Desert? :)

Sezonun ilk hastalığını kapmış olan bendeniz sizleri saygıyla selamlıyor. 
Bu satırları da yarı hasta yatağı yarı kendisini her zaman kucaklayan yatağından bildiriyor. 
Makarası bir yana aslında şu an beynim uğultudan varlığını unutturmak üzere bu yüzden saçmalarsam dikkate almayın! 
Gerek havaların dengesizliği gerekse de benim ruh halimin dengesizliği sayesinde kaçınılmaz sondu zaten. Ne zaman ruh halim sapıtsa; hastalık, bu fırsatı kaçırmayıp yapışır yakama.  
Bedenim savaş içinde olsa da ruh halimi az buçuk toparladım. Zira beynim artık sadece derslerime odaklı. 
Bugün kendimle gurur duydum ve 3 saat boyunca telefondan uzak kaldım. İnanın toplum için gereksiz ama benim için büyük bir adım. Bağımlılığı bırakıp, elime yapıştırma seviyesine gelmek üzereydim ki okulların açılması beni durdurdu.  Şükür!
Evvet, öğrenciliğime kaldığım yerden devam ediyorum. Nasıl özlemişim anlatamam. Derslerim ağır. Şu an yine ilk etap olarak ingilizceyle boğuşuyorum. Bu boğuşma sonunda anadilim kıvamına gelecek inşallah. Sonrasında ver elini İtalyanca ya da herhangi bir Latin dili. 
Bölüm derslerim ise bu sene %100 ingilizce olduğu için ( kuruldu kurulalı türkçe olan bölümün benim başlamamla ingilizce olması da bana kutup ayısının oyunudur. Çölden uzak duracağım!) çok güzel bir 'hoşgeldin' dediler. 
Yine de çok güzel zamanlar beni bekliyor. 
Özel okuldan devlet okuluna geçince, henüz alışamamış olsam da güzel olacak. Olmalı!
Az buçuk tanıdınız beni. İnadım, asiliğim, rahatlığım hadi bir parçada bilmişliğim derken dakka bir gol bir hocanın biriyle takıştım. Çok önemli bir şey değil ama ebeveynlerim arasında bir korkuya sebep olmadı desem yalan olur. 
'Ya okulu bitiremezse, ya atılırsa' Yok öyle bir dünya. Toparlarım. 
Köprüyü geçene kadar ayıya dayı demek zorundayım, becerebildiğim kadarıyla. 
Şu ara günlerim okula gidip gelme, ders çalışma, çizim yapma arasında gidip geliyor. Beynim tek taraflı düşünüyor. 
Gereksiz şeyleri silmeyi öğrendim. 
Öğrenmeliydim. Olmayacak duaya amin dememin kimseye bir faydası olmadığını yaşayarak (acı bir şekilde!) tecrübe ettim. Akıllandım. 
Telefon numarasını sildim. Ona dair ne varsa sildim. Beynimden, telefonumdan, gittiğim yollardan. Bir tek kalbimdeki kaldı o da bitecek. Haketmeyen kimseyi uzun süre tutmadım ben içimde. Yine öyle olacak.
Canım yanar ve geçer. Hep derim bilirsiniz; Allah acı verecekse aşk acısı versin. En azından bana. Çok geçmeden toparlayabiliyorum çok şükür! 
Bir tek kafamı yastığıma koyunca yokluyor bi. 'Acaba?' diyorum. Tabi ki aklına gelmiyorum. Tabi ki düşünmüyor. Bu benimle alakalı değil. Bu onun bana verdiği değerle, önemle alakalı. 
Ama bitecek, geçecek. Bir aya kalmaz bambaşka şeylerden bahsediyor olacağım belki de (bir erkeği kastetmiyorum zira şu ara ilgi alanımda değiller!) 
Neşem eskisi gibi yerinde. 
Fakat yine değişiyorum. Hayatımın sürprizi gittikten sonra nasıl değiştiysem yine değişiyorum. Bu artık huy haline geldi bende. 
Bu defa ki iyi mi kötü mü daha etiketleyemedim. İyi olmasını temenni edeyim. Bir kötü huy daha istemiyorum. 

Kendinize sağlıkla bakınn.. 

P.s : Yazının gerekli düzenlemeleri yarın yapılacaktır. Mobil gönderimdir. 

Buraya bir Birsen Tezer Ne tuhaf gelecek! 

Cumartesi, Eylül 13, 2014

'Bir Kadınım, Bir Erkeğin Önünde Durmuş Beni Sevmesini İstiyorum. '

Hiç bir erkeğin içinize işlemesine izin vermeyin.
Beynim 'Unuttum' diye yırtınıp duruyor.
Ama kalbim her defasında daha derine dalıyor.
Karabasan gibi boğuyor anılar.
Güçlüyüm ben. Bitti gitti.
Ama dinletemiyorum.
Sanki duymuyor beni.
Sanki o güzel günleri ben yaşamadım.
O huzurlu kahkahaları ben atmadım.
Başımı huzurlu omzuna ben koymadım.
Sen bana hayran hayran bakmadın.
Gece yarısına kadar mesajlaşmadık.
En olmadık anlarda beni aramadın.
Beni yüreklendirmek için hiç uğraşmadın.
Belgrad gezilerimiz hiç olmadı.
Elimi tutup, tüm bilinmedik yollara götürmedin beni.
Arabada hiç uyumadık.
Sen dizime hiç yatmadın.
Beraber alışveriş yapmadık.
Bana uzun uzun nutuklar vermedin.
Birbirimizle inatlaşmadık.
Birbirimizle hiç dalga geçmedik.
Ben hiç 'Çok tatlı' olmadım.
Bebek'te huzurlu bir şekilde hiç şarkı dinlemedik.
İstiklal Caddesi'nde, Belgrad'da, Beykoz'da Rumelihisarı'nda, Rumelifeneri'nde, hatta Menekşe Bahçesi'nde, vapurda, metrolarda, İstinyepark'ta, Cevahir'de, Metrocity'de, Yeniköy'de hiç bulunmadık.
Sırf seviyorum diye yolun ortasında çocuklar gibi cips yemedik.
Telefonda hiç oyun oynamadık.
Bana Leyla İle Mecnun'un komik sahnelerini izletmedin.
Birbirimize hiç şarkılar göndermedik.
Beni hiç sabırla dinlemedin.
Sen hiç gerçekçi olmadın.
8-9 ayı biz yaşamadık.
Biz hiç olmadık.
Kasedi başa sardık.
Zaman geriye aktı.
Hatta 2-3 yıl öncesine..
Birbirimizi hiç tanımadık.
Yazması da söylemesi kadar kolay..
Ben seni tanıdım.
Sevdim.
Kırılacağımı bile bile.
Bana hiç ait olamayacağını bile bile.
Benimle vakit geçirdiğini göre göre.
Atamıyorum içimdekileri.
Kızgınlığı bastıramıyorum.
Kendimi tutmak için nasıl zorlandığımı anlatamıyorum.
Bir mesaj atmayı bile çok görmen canımı yakıyor.
Senden başka kimse olsun istemiyorum.
Ama sana olan kızgınlığı geçirecek hiç bir yol bulamıyorum.
Yaptığına tanım koyamıyorum.
Hep dediklerinin tersini yaptığı görmek..
Anlamsız..
Her şey çok anlamsız..
Bildiğim tek bir şey var.
Senin yanında benim işim yoktu..

Senin gökyüzünde benim yerim yoktu..

Bir fincan kahve ile eşlik ettiğiniz için teşekkür ederim.. :)

Cuma, Eylül 12, 2014

Sevmek İçin Yaratıldım.


Aylardan Eylül..
En sevdiğim ay mı karar veremiyorum ama en sevdiğim olmasa da ikinci sıradaki olabilir. Galiba en sevdiğim Temmuz ya da Nisan. Dur Kasım'da olabilir.
Tamam karar verdim ben tüm ayları seviyorum. Tüm günleri de seviyorum.
Ben tüm zamanları seviyorum.
Eylül'ü sonbahardan dolayı seviyorum.
Kurumuş yapraklar, serin günler, yağmaya yüz tutmuş bulutlar, dalgalı denizler..
Doğanın renklerinin değişimi. Mavinin yeşilin bir tık üst renge geçişi.
Doğanın renklerini seviyorum. Kanlı canlı, bir çift camın arkasına saklamadan görmeyi seviyorum. Güneş'e gözlerim acıyarak bakmayı seviyorum. Bundan mütevellit güneş gözlüğü kullanmıyorum.
Doğayı hissetmeyi seviyorum. Ağaca sırtımı yaslamayı, rüzgarın saçımı dağıtmasını, güneşin tenimi yakmasını, denizin kokusunu almayı, mavi gökyüzünü, yağmurun tenimi yıkamasını seviyorum. Dokunduğum her yerde hissetmeyi seviyorum. Bu yüzden yalınayak gezmeyi seviyorum. Fakat parmak arası sandalet giymeyi hiç ama hiç sevmiyorum.
Gözlerimle iletişim kurabildiğim her insanı istisnasız seviyorum. Gözler, duyguları en saf haliyle aktarır. Yalansız.. Saklamadan..
Konuşmayı seviyorum. Yeni şeyler öğreniyorsam eğer dinlemeyi de seviyorum. Hele sohbetine inandığım insanlar yok mu günlerce gıkımı çıkarmadan dinleyebilirim. Bu yüzden biraz fazla meraklıyım. Bilmediğim her şeye karşı koca bir açlık barındırıyorum içimde. Yeni bir şey duymayagöreyim; deli gibi öğrenmek için uğraşıyorum.
Gezmeyi de bu yüzden seviyorum galiba. Yeni yerler görmeyi, daha önce gördüğüm yerleri bir daha bir daha gezmeyi ve her defasında farklı duygular hissetmeyi seviyorum.
Ben hissetmeyi seviyorum.
Tatmayı seviyorum. Yeni lezzetler tatmayı, sevdiğim yemekleri yemeyi hatta tamamen yemek yemeyi seviyorum. Yemek yedikçe mutlu olma hissini seviyorum.
Okumayı seviyorum. Ne bulursam ne görürsem okuyorum. Özellikle kitap okumayı seviyorum. Çünkü kendimi bambaşka bir dünyada hissettiriyorlar. Moralim bozuk olduğunda ya da kendimi iyi hissetmediğimde köşeme çekilip, saatlerce okumayı seviyorum. Tabii bir de okuduğum kitaplarda hoşuma giden cümlelerin altını çizmeyi seviyorum. Kelimelerin büyüsünü seviyorum. Sıradan cümlelerin bile bambaşka anlamlara gelmesini seviyorum.
Kendimi özgür hissetmeyi seviyorum.
Aslında bunu çok fazla uzatabilirim. Hayattan tat almayı, hayata ve insana dair olan her şeyi seviyorum. İnsanî değerleri seviyorum. Dünyaya ne için geldiğimi biliyorum. Tekrarı olmadığını da biliyorum. Şükretmeyi biliyorum ve ..
Asıl önemlisi sevmeyi biliyorum..
Bu büyük bir lütuf..
Çok fazla insanda ne yazık ki bulunmuyor.
Toparlandım. Çok şükür.
Dün gece hemen hemen bir iki haftadır olduğu gibi uyuyamadım.
Dön dolaş dön dolaş gecenin bir yarısı yaptım. Hayır işin kötü bu şekilde yatağı da çok kötü dağıtıyorum. Yine ben uğraşıyorum velhasıl.
Neyse..
Twitter, Facebook derken mesaj geldi.
Oğuzhan.
'Bu da kim?'
Hayatımın Sürprizi (Bu isme hiçte layık değilmiş ismiyle mi hitap etsem? Neyse bunu düşüneceğim. Sizde kim olduğunu anladınız zaten) hayatımdayken, Casper'da çalıştığım dönem tanışmıştık. Çok koşmuştu o dönem peşimde. Aynı zamanda aramız bozuk olduğunda mantıklı şekilde bana destek olup, yönlendirmelerde bulunmuştu. İyi bir arkadaş, sırdaş olmuştu. Arada sırada konuşuyorduk hep.
Tweetlerimden falan canımın sıkkın olduğunu anlamış;
'İnsan bazen böyle hiç konuşacağı biri yokken bir şeyler anlatmak ister ya bağıra çağıra o an şu an sanırım.. '
Aynen de öyleydi.
Ağlamaktan sıkıldım. Kızgınlığımı kendi kendime geçirmeye çalışmaktan yoruldum. Anıların üstüme gelmesinden bunaldım.
Ona;
Sevilemeyecek ne özelliğim olduğunu ya da neden sevilemediğimi sordum.
Kızdı bana.
'Sana bunu hissettiren adama yazıklar olsun derim ya. Bu soru sana yakışıyor mu? Sen ya.. Yanlış hiç bir özelliği olmayan insan. Hadi anlat seni dinliyorum ama saçma soruların olmadan!!'
Bu şekilde bir cevapla kendimi yanlış aktardığım için kötü mü hissetmeliyim yoksa böyle insanları tanıdığım için mutlu mu olayım bilemedim.
Ama şükrettim hayatıma böylesine güzel insanları aldığım için..
Gecenin bir yarısı ilişkileri çekiştirdik. O anlattı, ben anlattım. Hatta yetmedi cumartesi için sözleştik.
Sabah erken kalması gerektiği için yarıda bıraktık.
Sonrasında düşündüm.
Kendimle gurur duydum.
Ben sevmesini biliyorum. Kalbimi açmaktan korkmuyorum. Sevgimi hissettiğim gibi yaşıyorum. Ön yargıları ya da yanlış anlaşılmaları umursamıyorum. 
Bundan güzel bir lütuf olabilir mi?
Evet, belki yanlış insanlara açıyorum kalbimi ama sevmeyi bilmeme engel değil ki bu.
Sevmek gibi güzel bir duyguyu yaşıyor olmak paha biçilemez.
Beni gram sevmemiş bir insan için üzülmeyi tabi ki artık bıraktım. Hayatıma devam ediyorum.
Huzurum yerinde. Neşem eskisi gibi.
Ben bir şey kaybetmedim...
Asıl bombayı unuttum.
Akşamüstü 6 gibi kısa bir şekerlemeden uyanmışım, tam ayılamamışım.
Telefonum çalıyor.
Oğuzhan!
Nasıl olduğumu merak ettiği için aramış.
Birileri beni merak ettiği için arıyor! Birileri beni merak edebiliyor. Nasıl olduğumu umursuyor! 
Uzun zamandır yaşamadığım bir durum olduğu için Immmhh hoşuma gitti.. :)
Tabi ki yeni birini falan almıyorum hayatıma.
Benim bir ilişkiye ihtiyacım yok.
Benim böyle insanlara normal olarak ihtiyacım var.
Hele de okul öncesi hiç bir erkeğin kaprisini çekemem. Erasmus falan düşünürken hele hiç hiç hiç..

Kendimi bunun için mi yorcam beenn!! :)

Kendinize sevgiyle bakınn..

Bir fincan kahve ile eşlik ettiğiniz için teşekkür ederim.. :)

Salı, Eylül 09, 2014

İyi ki Sevdim Seni..

Daha önce de anlattım.
Her ilişkimden sonra savaştan çıkmış gibi darma dumandım. Bu yüzden de arkalarından hiç iyi bir şey söylemedim. İyi bir şey hissetmedim.
Geçirdiğim günlere bakınca hep kötü şeyleri hatırladım.
İyi zamanlarım çok azdı.
Ama şimdi bir ilkim var..
İlk defa biten bir ilişkinin ardından güzel günler hatırlıyorum.
Aklıma geldikçe dudağımda bir tebessüm oluşuyor.
Daha fazla özlüyorum bu sayede ama aklıma gelmesini engelleyemiyorum.
Aralıktan beri zamanlarımızı öylesine dolu geçirmişiz ki her şeyde var sanki.
Deliye bağlamış gibiyim.
Bir yanım hatırladıkça tebessüm ediyor, diğer yanımın gözlerim doluyor.
Bu da geçecek.
Geçmeli.
Ama tebessümle hatırlamam geçmesin.
O güzel günleri hep hatırlayayım.
Mümkün mü silinmemesi?
Yok mu bir formülü.
Unutmaktan korkuyorum. Güzel anılarımın hiç birini unutmak istemiyorum.
'En çok hangi yaşında mutlu oldun?'
Bu sorunun cevabını hiç veremedim. Sorunun saçmalığına değinmiyorum zaten.
Mutluluk anlıktır, yaşla bir alakası yoktur.
Ben en çok O'nun döneminde mutlu oldum.
Onunla olgunlaştım.
Yadsınamayacak kadar çok katkısı var.
Güzel şeyler bitermiş.
Keşke bitmeseydi.
Keşke daha güzel günlerimiz olsaydı.
Daha çok daha çok eğlenseydik beraber.
En baştaki gibi devam etseydik konuşmaya.
Hiç uzaklaşmasaydık mesela.
Birbirimizi daha iyi anlamaya çalışsaydık.
Varolan duyguların üzerinden gitseydik keşke.
Keşke beni sevebilseydin..
Tamam geçti..
Geçecek.
Daha iyi olacağım.
İyiyim zaten.
Sınavıma hazırlanıyorum.
İyi geçecek biliyorum.
Çiziyorum.
Eskiden olduğu gibi yine çizmeye başladım.
Tek bir farkla.
Artık rengarenk değil. Sadece siyah ve beyaz..
Korkuyorum.
Ruhum kararmasın. Neşem yok olmasın.
Bu yüzden bir an önce toparlanmak istiyorum.
Bu bir ayrılık acısı değil.
Bir insanı kaybetme acısı.
Sevdiğin birini kaybetme acısı.
Kimse tarafından sevilememe acısı.
Evet, evlenmek istediğim adamı kaybettiğime göre,
ee bundan sonra zaten düzgün birini bulamayacağıma göre,
Hoşgeldim müzmin bekarlar arasına..
Var değil mi öyle bir grup?
Biz zaten olamazdık.
O, benim istediğim deli dolu sevgiyi bana vermezdi.
Duygularını ifade etmekte ketumdu.
Hep aklımda Acaba ile yaşamak zorunda kalırdım.
Sonra Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde ziyarete gelirdiniz.
İstediğim sevgili, aşık profiline çok tersti.
Ama evlenmek istediğim adamdı.
Yine çelişiyorum kendimle.
Geçen gün televizyon izliyoruz annem ablam falan.
Neslişah Alkoçlar ve Engin Altan Düzyatan vardı. Düğünlerinden sonraki gün.
Neslişah gelinlikle, merdivende açıklama yapıyorlar.
Muhabirlerden biri bir soru sordu şuan tam hatırlayamıyorum.
Neslişah;
'Engin ile arkadaş ortamında tanıştık. İlk karşılaştığımız gün işte ömrümü geçirmek istediğim adam bu dedim. İşte şimdi de evlendik.'
O'nu ilk gördüğüm gün, kapıdan girip yerine oturduğunda aynısı söyledim.
Lacivert bir hırka vardı üstünde. (Erkekte hırkaya hayranımdır.)
Elinde sigarası ve telefonu.
Masaya bıraktı. Bacak bacak üstüne attı ve arkasına yaslandı.
Bildiğin hayran hayran izledim.
Hayatımı birleştirmek istediğim insan bu dedim. 
Kısmet değilmiş.
Her şeye rağmen yaşadıklarım çok güzeldi. Çok özeldi.
Ama bitti..
Hep mutlu olsun..
İstediği gibi birini bulsun.
Sevebileceği birini..
Ve O'nu çok sevebilecek birini.
Hakediyor...

Bir gece Menekşe Bahçesi'nden dönerken bağıra bağıra bu şarkıyı söylemiştik arabada... Şu anı anlatacağını bilemezdim tabi o zaman..

Bir fincan kahve ile eşlik ettiğiniz için teşekkür ederim.. :)

Cumartesi, Eylül 06, 2014

Why Hard? Love Me..



Uyandım.
Yataktan çıkmak istemedim.
Yağmurun sesi geldi kulağıma.
Döndüm durdum yatakta.
Sinirlendim.
Dün akşamki öfkem gram azalmamıştı.

Yalnızlıktan boğulacağım.
Hayır, yalnız değilsin. Dostların, ailen var.
Dostlarım yok benim. Arkadaşlarım var. Çenem durmadığı için her şeyimi bilen insanlar var o kadar.
Yalnızlıktan ne zamandan beri şikayet eder oldun?
Mutsuzluktan ölecek gibi olduğumu hissettiğimden beri.
Yapma. Kim ölmüş mutsuzluktan. Sen hele.. Nerde kaldı sevdiğin şeyler.. Nerde kaldı Polly'lik. 
Neden? Neden kimse beni sevemiyor? Neden herkes gidiyor?
....
Cevabı yok çünkü..

Kendimle konuştum.
Telefonum çaldı.
F.
Mesaj attı. Yaseminle beraberler şuanda. Ama hala yazıyor. Bir şey olmayacak, Yasemin üzerime sıçramadığı sürece bir sıkıntı yok. Havadan sudan, birbirimize kattıklarımızdan falan konuşuyoruz. Aslında bir ilişkimiz olmadığını konuştuk geçen gün. Evet, biz büyük şeyler hissettiğimizi sanıp abarttık o kadar.
'Kalk!'  dedim. 'Kalk kızım!' Bu şekilde yapamazsın.
Duş aldım.
İçmem gereken günlük sütümü koydum bardağa.
(Günde iki bardak süte ihtiyacı var vücudumuzun. Ayrıca bel çevresindeki yağlar içinde etkili)
Geçtim masanın başına.
Bilgisayarımı açtım.
Karnaval.com Efsane Sezen diye bir radyo yapmış. Sırf Sezen çalıyor. Açtım.
Ve başladım yazmaya.
Her zamanki gibi..
Ne zaman kötü olsam soluğu burada aldım.
Değişmedi.
Değişmeyecek de.
Berbat bir gece geçirdim. Sabaha karşı 5'te uyudum galiba.
Kızgındım. Hala kızgınım.
Karşımda olsa parçalayabilecek kadar kızgınım.
Ama en çok kendime kızgınım. Neyse..
Kafamı dağıtmam lazımdı.
Film izlemeliyim dedim.
Film listemden bir tane seçtim.
Before Sunset
Meğer serinin ortasına dalış yapmışım.
Tabi yine Celine'de kendimi gördüm. Arabanın içinde Jesse'ye bağırmasında o kadar haklıydı ki.
'Herkes hayatımdan geçip gidiyor. Tüm erkek arkadaşlarım evlendi. Ben niye hiç evlilik teklifi almadım. Reddedebilirdim ama yine de almam gerekirdi.' 
Evlilikle sorunum yok benim.
'Neden benden sonra tüm erkek arkadaşlarım hayatlarına aşkla devam ettiler? Onları sevebilip de beni sevemeyecekleri ne vardı? Fark ne? Kendim dışında hepsine doludizgin aşk getirdim hayatlarından çıkarken. ' 
Beynimde bu cümleler dolanıyor işte.
Neden?
Doğru kişi falan yok.
Aşk yok.
Beni bekleyen kimse yok.
Bunlar kendimizi kandırmak için uydurduğumuz yalanlar.
Hatayı nerede yapıyorum?
Bir insanı seviyorsam, tüm sevgimi göstermek istiyorum. Saklamıyorum. Aklımdan ne geçerse paylaşıyorum.
Sevmek, bunları gerektirmez mi?
Neden planlar yapayım? Neden sevgimi kendime saklayayım?
Canım Acıyor!
Geçecek biliyorum.
Ama dön dolaş aynı şeyleri yaşamaktan yoruldum.
Kırılıp, bir kenara bırakılıp, Onların hayatlarına devam etmesi canımı yakıyor artık.
7 Milyarlık Dünya nüfusunda beni sevebilecek bir erkek yok.
Ne kadar komik!

Filmin arasında aklıma gelenleri yazıp mesaj attım Ona. Ağır oldu biliyorum.
Ama canımın acısıyla öylesine kızgındım ki..
Sonra bir kadının sevmesiyle ilgili uzun bir mail attım.
Whatsapp durumumu ise still alive for you love olarak değiştirdim.
Evet, Onu seviyorum. Kendimden az mı çok mu bilmiyorum. Ama seviyorum.
Onunla yaptığım her şeyi, konuştuğum her kelimeyi özlüyorum.
Onun gitmek istediği ülke Budapeşte'ydi. Dün film neredeyse Budapeşte diye boğacaktı beni.
Bıraktım filmi yarıda.
İkincisini tabi ki. (Before Sunrise)
Twitter hesabımda eski tweetlerimi okudum.
Eski adı Foursquare yeni adı Swarm'daki tüm check-inlerime baktım.
Önce günlerime, sonra tüm zamanlarıma ve en sonda içime işlemiş. 
Neden aynı şeyleri hissedemedik?
Ne olurdu sanki O da beni sevebilseydi?
Mutlu bir çift olamaz mıydık yani?
Gururunu bıraksaydı.
Hayır ağlamıyorum.
Dün gece yeterince ağladım.
Kızdım.
Uzun zamandan sonra dudağımı yemişim uykumda yine.
Sabah ezanı okundu.
Dua ettim.
'Allahım beni seviyorsa, aramız düzelsin sevsin. Ama sevmiyorsa bir daha beni hiç aramasın' 
Başka çarem yok.

Beyler;
Sevemediğiniz kızların hayatlarına işlemeyin. Büyük kırıklıklar bırakıyorsunuz geri de.

Kızlar;
Sizi seven bir erkek varsa hayatınızda. Şükredin ve Onu sevdiğinizi bir kez daha söyleyin.

Ben mi?
Toparlanacağım elbette.
Şu an için bir fikrim yok ama elbet toparlanacağım.
Kitap okurum.
10'unda muafiyet sınavım var ona göz atarım biraz. Allah kahretsin İngilizceye bakınca bile o geliyor aklıma.
Film izlerim.
En iyisi yağmur altında yürümek.
Şöyle 9-10 gün geçse zaten sonrasında okul başlayacak. Derslere veririm kafamı.

Sen Söyle Sezen..

Bir fincan kahve ile eşlik ettiğiniz için teşekkür ederim.. :)

Pazar, Ağustos 24, 2014

Göğe Bakma Durağı'nda Bir Pretty Woman



Dün gece. 
Yazımı yayınladım. Instagram'da dolaştım. Bir yandan da ne yapsam acaba diye düşündüm. Kitap okumak istemedim. Uykum da yoktu. Film izlemeye karar verdim. Sevdiğim filmlerin başında gelen Pretty Woman'ı çok uzun zamandır izlememiştim. Nedense bu defa her zamankinden daha farklı bir tat aldım filmden. Vivian'da kendimi buldum. Her zaman Edward'a anlayışsız deyip kızan ben, bu defa hak verdim. Değişimi çok hoşuma gitti. O'nu düşündüm. Sevdikten sonra insanların değişebildiğini gördüm. Edward'ın hayatını anlatabildiği anı çok sevdim. Yine insan sevdikten ve istedikten sonra her şeyi yapabilir dedim. Bana beni seven ama özgürlüğü kısıtlamayan lazım galiba. Varsa bir tane alırım. 
Film bittikten sonra uzun süre uyuyamadım. Hem çok sıcaktı hem de filme takıldı aklım. Nedenler birbirini kovaladı beynimin içinde. Çok sonra uykuya daldığımda; her yer griydi. Sadece gri. Balkon vardı. Balkonda O. Sadece O'nun başı ve saçları kendi rengindeydi. Sanki griler içinde boğulmuş gibi. Balkondan bana bakıyordu ama telefondan konuşuyorduk birbirimizle. 

 "Göğe Bakma Durağı'na git. Göğe Bakma Durağı şiirini oku. Onu bitirince ben geleceğim. "
'O şiiri bilmiyorum. Kime ait bilmiyorum, okuyamam.'
"Turgut Uyar'ın şiiri. Üç kıtalık. Bulabilirsin. Ben geleceğim. "

Sonra kayboldu. Kendimi yolda buldum. Griler içinde bir yol. Gidiyorum devamlı. Sonra bildiğimiz ahşap bir otobüs durağına geldim. Söylememe gerek yok sanırım. Hem gri hem şiir yazılı. Çok net hatırlamıyorum şiiri. 

İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım

Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yanan otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım
Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım
Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım

Şiir bitti. Yağmur yağmaya başladı. Elinde şemsiye ve beyazlar içinde geldi. 

Uyandım. Şaşkınım. 
Geçmiş zamanın birinde biri; Rüyalarına dikkat et hepsinin bir anlamı var. Gördüklerin gerçeği yansıtır, demişti. 

Bunun anlamı nedir ki? 

Hadi hayrolsun bakalım... 

I'm Breathing..



Bloggerlarım,
Okudunuz mu bilmem ama bir kitabı vardı Mümin Sekman'ın. 'Her Şey Beyinde Başlar' Ben okumadım. Daha doğrusu birkaç yıl önce başlayıp, bıraktım. Kişisel gelişim kitaplarını sevmediğimden değilde beynin bu kadar önemli olabileceğine inanmadığımdandı. Fakat şimdi anlıyorum Mümin Sekman'ın ne demek istediğini. 
Şükür diyorum. Şu zamanlardaki halime bin şükür. Biliyorsunuz ki buraya hep karamsarlıklarımı, iç sıkıntılarımı, kötülükleri yazdım. Hayatım pekte iç açıcı değildi. Ne değişti peki? Ben değiştim. Bakış açım değişti. Şu anda da çok iç açıcı değil ama yine de şükür. 'Olayları kafama taksam ne yapabileceğim' Kendimi yıpratmaktan başka hiçbir işe yaramayacak onu anladım artık. Huzur isteyen biri onu ancak kendi yaratabilir. Artık hiçbir şeyi umursamıyorum kendim dışında. Bitirmem gereken bir okulum var. Hem de beni uzun uzun borçlara sokmayacak bir okul. Yeni bir başlangıç. Pek severim yeni başlangıçları! İlerletmem gereken bir yabancı dilim var. Okumam gereken kitaplarım, izlemem gereken filmlerim, gidip görmem gereken bir çok güzel yer var. Kısacası yaşamam gereken bir çok anım var benim daha ömrüm el verdiğince tabi. O zaman?! 
Neyi düşüneceğim? 
Kimi umursayacağım? 
Neyi kendime dert edeceğim? 
Borcum mu varmış? 
Ödenir. 
Beni sevmiyor muymuş? 
Ben kendimi seviyorum o Onun ayıbı. 
Aramıyor muymuş? 
Ben de aramıyorum. 
Yeni bir başlangıç olacakmış?
Olsun. Yeni ortamlar iyidir. 
Çıkarcı arkadaşım buluşalım diyecekmiş? 
Desin bende işim düşünce onu kullanacağım. 
Bana yalan söylemiş?
Kim doğruyu söylüyor peki? 
Her şey geçer gider. Günler geçip gidiyor. Zaman daralıyor. Beklenen son ne zaman gelecek hiç birimiz bilmiyoruz. Neyi dert edeceğim? 
Ben seviyorum. İnsanı insan olduğu için, dünyayı renkleri için. Yaşamayı seviyorum. Gezmeyi seviyorum. Turistcilik oynamayı seviyorum. Ben özgürlüğü seviyorum. 
Özgürlüğümü. 
Ve ne kadar evlenmek istiyorum desem de ben özgürlüğümden vazgeçemem. En fazla bir sene sonra boğulmaya başlarım. Boşanmak istiyorum diye diretirim. Ne gerek var ki?! Kendimi bildiğim halde başkasının hayatını darlayamam. Haksızlık. 
Ayrıca biliyorum ki kendimi sevdiğim gibi kimseyi sevemem. Bakmayın siz ölüyorum bitiyorum dediklerime. O zaman öyle söylediklerimin hepsinden vazgeçebildiğime göre hepsi boşmuş. Yazdıklarımın tek sebebi; gözümde büyütünce kalpte büyütüyor sanıyorum. Sonunda da aşklarından öldüğümü sanıyorum. Hayır, yok öyle bir şey. Hee bundan sonra hayatıma girecek kişiler için yazmayacak mıyım? Yoo yine yazacağım. Ne hissediyorsam yazacağım. Ama bu asıl gerçeği tabi ki değiştirmeyecek. Kendimden başka kimseyi çok sevemem. Kafama esince de herkesten vazgeçebilirim. Anlıktır. Sıkılganımdır. Bir bakmışsın Aşkımı itiraf etmişim bir bakmışsın arkamı dönüp gitmişim. Çok istediğim şeyin olması için gecemi gündüzüme katmışım, olunca da umursamamışım. Ben böyleyim. Şu an istediğimi yarın istemeyebilirim. Belki de şu an dudak büktüğümün yarın müptelası olabilirim. Bunun milyon tane örneğini yaşadım zaten. 
Ben yalnızlığımı seviyorum. İnsanların darlamasına gelemem. Bakınca geçmişime ilişkilerimin(arkadaşlıklarım dahil) bitişi başka sebepler gibi görünse de boğulduğumu hissettiğim içinmiş. 
Galiba hala biraz şımarık kız çocuğuyum. 24 yaşında olsam da bu değişmedi. 40'a da gelsem değişmeyecek. Yalnızlığımla, kendi halimle keyfim yerinde benim. Etrafım çok kalabalık. Her kesimden arkadaşım var. Ama bir çizgi de tutuyorum. Bu güne kadar çizgimi tek bir insan için sildim. Pişman değilim. Sildiğime değdi mi bilmem ama en azından bana bir çok faydası oldu. Hem de çizgiyi silince neler olabileceğini gördüm. Çizginin kalması tabi ki her zaman iyidir'e karar verdim. 
İnsanların benim istediğim yere kadar davranabilmelerini seviyorum. Farkında olmuyorlar, herşeyimi bildiklerini, bana sahip olabildiklerini, onlar için her şeyi yapabileceğimi sanıyorlar. Evet, iyilik anlamında her şeyi yaparım. Karşımdakinin hakettiğini görünce mutluluğu için de elimden geleni yaparım. Ama benim anlattığım kadarını biliyorlar. Benim istediğim kadar dahil oluyorlar bana. Kafamdaki ölçütlere sığdırdıklarımı, bir limitleri olduklarını bilmiyorlar. Belki de bu yüzden seviyorum insanları izlemeyi. Yazdıklarım sanki biraz acımasızlıkmış gibi göründü. Okuyunca ben de öyle düşünürüm ama değil. Bunları kimsenin kalbini kırmadan yapıyorum. Kimseyi kırmaya hakkım olmadığını da biliyorum.  Bu şekilde iyiyim ben. Saf'a yatarak mutluyum. Görmezden gelmiyorum hiçbir şeyi. Sadece ne kadar ileri gidebileceklerini görmeyi seviyorum. Her şeyi bilerek davranıyorum. Her yaptığım hareketi bir amaç için yapıyorum. Ama düşünmeden yaptıklarımda yok değil. Bunlarla mutluyum. İçimden gelenlerle. Sustuklarımla, paylaştıklarımla, yazdıklarımla. 
Bu zamana kadar öyle ya da böyle sıktım canımı. Bundan sonra daha çok mutlu olacağım. Daha çok yaşayacağım. En sevdiğim şekliyle. 
Haa O mu? 
Görüşüyoruz. Hayatımda hala. Ona göre sevgiliyiz bence hiçbir kategoriye uymuyoruz. Onunda gideceği, biteceği zaman gelecek. Belki de çoktan geçti. Şu an var ve gidiyorum demesini bekliyorum. Çünkü biliyorum yakındır Evleniyorum ben deyip gitmesi. Onu duymak istiyorum. Ya benim hayatıma biri girerse? O ihtimal yok canım ya. Ben öyle her önüne geleni alamıyorum. Aldıklarımda ortada zaten.  
Sonuç olarak; kendimi, hayatımı, yaşamayı, insanları, nefes almayı, renkleri, doğayı, dünyayı, gökyüzünü, kahkaha atmayı, aşık olmayı, izlemeyi, çizmeyi, fotoğraf çekmeyi, yazmayı, gezmeyi, turistcilik oynamayı, biriktirmeyi, okumayı, yeni şeyler öğrenmeyi, yemek yemeyi, konuşmayı, hissetmeyi, dinlemeyi; kısacası insana ve hayata dair herşeyi seviyorum.