Cumartesi, Eylül 27, 2014

Son Post..

Bloggerlarımm
Kendimle ilgili olarak sizinle dertleşebilmek adına son kez oturdum bilgisayarın başına bugün.
Bundan sonra da yazacağım ama kendimle ilgili değil.
Özelimle ilgili değil.
Okuduğum bildiğim, gördüğüm tattığım, yaptığım ettiğim, dinlediğim izlediğim ne varsa onları yazacağım. Daha doğrusu paylaşacağım.
Bu kararı almamdaki sebeplerim;
İlki, hayatımı çok göz önünde yaşıyorum. Sadece burası için değil. Instagram olsun twitter olsun herşeyimi uluorta yazıyorum anlatıyorum. Hee buraya yazdıklarım için pişman mıyım tabi ki hayır! Sizinle paylaştıkça rahatlıyordum ben. Blogumdaki kimseden de bana gram zarar gelmeyeceğine eminim. Ama neden bana dair herşeyi tanıyıp, tanımadığım herkes bilsin ki.
Diğer yandan da Aman tanıdığım biri görüp, okuyacak korkusu var bu işin. Ne gerek var bunları yaşamaya.
İkinci sebebim ise; Bilgi paylaşılmak içindir demişti sizin de tanıdığınız biri. Mr. Blackbox! Araştırmayı seviyorum. Okumayı, gezmeyi seviyorum. Yeni olan her şeyi seviyorum. Bunları neden kendime saklamalıyım ki?!
Bu sebeplerden ötürü bu kararı aldım.
İyi mi yaptım kötü mü bilmiyorum.
Bu da bu şekilde yazdığım son yazım olacak.
1 hafta 10 gün kadar kalsın burda.
Diğer yazılarımın kopyasını alıp, silene düzenleyene kadar.
Sonrasında kendi adımda bir bloga dönüşecek.
İyi olacak galiba.
Son post olduğu için biraz uzun olacak galiba şimdiden bilgisini paylaşayım. :)
Hayatım nasıl gidiyor?
Tökezlemediğim zaman iyi.
Bu aralar çok fazla tökezliyorum. Neyse bu konu sonra gelecekti.
Okul, muafiyetimi saymadı. Yarım dönem hazırlık okuyacağım. Pazartesi başlayacak. En azından ileri seviyeden başlayacağım.
Derslerim öğleden sonra. 1 gibi başlayıp, 4.30 gibi bitecek. Bir yandan da kendi öğrencilerine kursları oluyormuş okulun. Fransızca, İtalyanca ya da İspanyolca'dan birini seçip onu da mı aradan çıkarsam diyorum. Sonuçta bu şekilde ingilizce anadil kıvamına gelmiş olacak.
Ama asıl olay ikinci dönem.
Aralık 26'da bitiyor zaten ilk dönemim. Sonrasında hem bu dönemin derslerini hem de bahar dönemi derslerini almayı planlıyorum. Bir de üstüne açıköğretimden başlamış olduğum Halkla İlişkiler ve Tanıtım var, onu da bitirmem gerekiyor bu sene. En azından ben bitip aradan çıkmasını istiyorum.
Dersler üstüste gelecek anlayacağınız. Yoğun olacağım ama çok iyi olacak. Sene kaybım olmamış olacak ve bir an önce bitecek.
Ne kadar erken biterse benim için o kadar iyi. Çünkü yüksek lisansı var daha.
Kısacası var da var :)
Ama O yok.
Madem son post olacak istediğim kadar içimi dökeyim değil mi?
Güçlüymüş gibi davranmaktan yoruldum.
Değilim.
Onu çok özledim. Öyle böyle değil.
Onu hatırlatmayan hiç birşey yok resmen. her şeyde var, herşey onunla ilgili sanki.
Birileri ağır dalga geçiyor galiba benimle ya da acayip bir algıda seçicilik yapıyor psikolojim bu aralar.
Neden sevdiğimizi, daha doğrusu hissettiklerimiz saklamak zorunda kaldığımız bir dünyada yaşıyoruz?
Onu çok seviyorum. Saklamıyorum. Tamam bir kere olsun yüzüne söylemedim, söyleyemedim ama bu fırsat olmadı ki hiç.
Onunla yaptığım her şeyi çok özlüyorum. Onun yanındaki çocuklaşmalarımı özlüyorum.
Yine o beni dinlesin ve bende saatlerce anlatayım istiyorum. Ne olurdu sanki benimle geçirdiği zamanları da diğer arkadaşlarıyla geçirdiği zamanlar kadar çok sevseydi?
Seni sevmeyen birini özleyemez misin?
Seni sevmeyen birini çok sevemez misin?
Suç mu bunlar?
Beddua etmek istiyorum. Benim canım yandığı gibi canı yansın istiyorum. Ama yapamıyorum. Kıyamıyorum. Bu kadar acısını çekerken bile ona kötü bir şey söylemeye kıyamıyorum..
Ona bir şey olsun istemiyorum.
Hiç bir şeyin ahını etmedim.
O şu an gülüyor, mutlu, muhtemelen ya arkadaş ortamındadır yine. Belki de bambaşka bir yerde..
Bense...
Neyse..
Çok yoruldum..
Size bu anlattıklarımı ona anlatmak isterdim.
Gidiyorum dediğimde Haklısın ama yapma demesinin sebebini açıklamasını isterdim.
Az buçukta olsa bana ne hissettiğini bilmek isterdim.
Evleniyor mu. başkasını mı seviyor bunları bilmeyi isterdim.
Sessizce çekip gitmesine gerek yoktu.
Deli gibi boynuna sarılıp, orada ağlamak isterdim.
Bir Aptal mısın sözüne alındım diye açıklama üstüne açıklama yapan adamın benim bu kadar kırılmamı hiçe saymasını beynim kabullenmiyor.
Beni hiç düşünmüyor olmasını aklım almıyor.
Hiç mi bir şey katamadım hayatına?
Çaresizim.
İnanın çaresizim.
Unutmak için deli gibi çırpınıyorum.
Aklıma getirmemek için yapmadığım şey kalmıyor.
Tam diyorum tamam bu defa başaracağım, ufacıcık bir şey akla hayale gelmeyecek bir şey beni darmaduman ediyor.
Telefon numaraları yok. Sırf whatsapptan bakmayayım diye.
Zaten hiç bir sosyal medyayı kullanmıyor.
Ben ondan devamlı görüşmemizi istemedim. Sadece görüşemesek bile beni arayıp sorsun istedim.
Hatalarımı biliyorum.
Arayıp, neden, ne oldu diyebilirdim. Ama anlatmayacağını düşündüm.
Bahane değil. Korktum. Gideceğini bildiğim için aramaktan korktum.
İlk canımı yaktığında üç olursa bitecek dedim. O zaman bitirseydim böyle olmazdı belki de.
Bu kadar alışmazdım ona. Bu kadar işlemezdi içime.
Tek yaptığım fazlaca trip atmak oldu. Onu yapmamalıydım.
Ne yazık ki artık keşkelerın faydası yok.
Bitti.
Bitirdi.
Bir yerde okumuştum;
Yok biz ayrılmadık yani en azından ben öyle bir etkinliğe katılmadım. O benden ayrıldı. 
Durumu özetledi galiba. Bitirmeyi beceremiyorum.
İçimde yaşayıp gidecek bu gidişle.
İyi haber zayıflamaya başladım.
Pazartesi hayatıma bir düzen geleceği için spora bıraktığım yerden devam ediyor olacağım.
Beynimi ne kadar odaklarsam o kadar çok uzaklaşmış olurum.
Böylesine yazmayı özleyeceğim.
Ama bunu yerine daraldığımda yazıp, kendime postalayacağım. Gelene kadar nasıl olsa geçmiş olacak.
Hem belki bu şekilde ders çıkarabilirim yaptıklarımdan.
Kendime mektup yazacağım. Hiç kimseden mektup almadığım gibi yine kendi kendime mektup atacağım.
Galiba bu gidişle hiç çiçek almamış biri olarak kendi çiçeğimi de kendim göndereceğim.
Başarısız ilişkiler bende soruluyor.
Hiç değer görmediğim ilişkiler.
Kısmetim buymuş ne yapalım.
Benim hayatım yoluna girmez.
Ben adam olamam. Yani yazsam bile hep aynı şeyler etrafında dönen konular olacak.
Kısır döngü mü acaba hayatım?
Bunu düşünmeliyim.
Olumlama yapıyorum. (Doğru mu yapıyorum bilmiyorum)
Yeni başlangıçlar güzel şeyler getirsin.
O da gelsin ama beni severek gelsin.
İlk zamanlardaki gibi benimle ilgilendiği zamanlarla dönsün gelsin.
Okulum iyi olsun.
Güzel zamanlar beni bulsun artık.
Keşke okusan bu yazdıklarımı.
Keşkelerle geçmesin ömrüm artık.
2014 beklediklerimi sunmadı galiba.
İstediklerimi de almayı ben beceremiyorum.
Biraz daha devam edersem ben öleyim bari diyeceğim :)
Kendinize iyi bakın.
Beni yine de okumaya devam edin olur mu?

Benim karamsarlıklarıma rağmen hayat çok güzel. Özellikle de yaşadıkça..
Güzel dilekler dileyin bana :)

Ben kendimi seni severken buldum.. 

Pazartesi, Eylül 22, 2014

I'm A Hyperactive. :)



Bloggerlarımmmmmm...
Daha derslerine bile başlamadan sınavlarına girmiş olduğu okulundan gelen Polly'den sevgiler, saygılar efendim..
Aşama aşama gidelim hadi :)
Okulum ne yazık ki hala başlamadı. Muafiyetimi saydırabilmek için bugün 2. sınavıma girdim galiba 3. de yolda.
İngilizce kusmak üzereyim artık. Beynim ingilizce düşünüyor yani o derece.
Neyse ki bitecek.
Sonunda da anadilim kıvamına gelecek :) İnşallah
Yüzümdeki gülümsemeye bakıldığında anlaşılacağı gibi toparlandım.
İyiyim, gülmeyi ve yaşamayı seviyorum.
En uzun depresyonum 2 haftaydı ve sayesinde 7 kilo vermiştim. Tatil önceside de bomba gibi bir fizikle gitmiştim tatile.
Depresyonumu bile fırsata çevirip, bomba gibi dönebiliyorum hayata.
Hüznüyle, acısıyla, tatlısıyla seviyorum ben yaşamayı.
Depresyona giriyorum, kendimi hayattan soyutluyorum, bolca düşünüyorum. Nerelerde hata yaptığıma bakıyorum. Hee akıllanıyor muyum? Bir ihtimal. Ders çıkarma konusunda başarısızım galiba.
Neyse..
Unuttum mu?
Kısmen evet.
Ben ailemden ağızdan çıkan kelimenin 'Söz' olduğunu öğrendim. Bugüne kadarda ona göre davrandım. Bu yaptığım normal. Bunda sorun yok zaten.
Hatam bunu karşımdakinden de beklemek.
Herkes benim yetiştiğim gibi yetişmedi. Aynı terbiyeyi alabileceğim ortak bir kurum yok zaten toplumca.
'Benim yaptıklarım beni bağlar' bunu hayatıma oturtmalıyım.
Herkes benimle aynı düşünmek zorunda değil, aynı yapmak zorunda değil.
Bu birinci hatamdı.
İkinci hatam ise,
Karşımdakini yüceltmekti.
Her şey bir 'sanma'yla başlamıştı.
Önce çevremde gördüklerimden çok farklı sandım.
Eşi benzeri yok sandım.
Benimle mutlu olduğunu sandım.
Çok iyi vakit geçirdiğimizi sandım.
O, 'Ben kötü bir adamım' diye kendini parçalarken, Onun kalbi gibi bir kalbe kimsenin sahip olamadığını sandım.
Beni gerçekten önemsiyor sandım.
Beni sevebildiğini sandım.
Aslında her şey apaçık ortadayken ben Onu büyüttüm de büyüttüm.
Hiçlik evresinde gidip geldiğini göremedim.
Ya da kendini bilmeyecek kadar kör.
Uyandım ve bitti.
Ama bir yara bıraktı bende.
Zaten insanlara güvenme problemi olan ben artık ağızlardan çıkan sözlere de inanmayacağım.
Ne yapalım sonuçta öldürmeyen acı güçlendirir.
Açıklama yapmadan çekip gitmesini hazmedememiştim ama artık suçlu olanı bulduğuma göre çokta önemi yok açıklamanın.
Adamım artık rahat olabilirsin. Bir açıklama falan beklemiyorum. Yapmadığın o açıklamayı al münasip öhö öhö bana yakışmaz. Al açıklaman senin olsun.
Sana en büyük ceza ise,
(gerçi ödül de olabilir)
Hani o seni hep korkutan hafızam var ya artık sana dair hiçbir şey hatırlamayacak. Sana dair her şeyi silip atıyorum. Olması gerektiği gibi.
Güzel anılar yaşamış olabilirim ama anılar, yaşadığın insanla önemlidir. Ben hatırlamak istemiyorum.
Anladığınız gibi bu son post onunla ilgili.
Geçen gece ağlayarak yazdığım postu ertesi gün sildim.
Kriz anı gibiydi.
Özledim diye inledim durdum sabahın 4ünde.
Tutmadığı sözleri geldi aklıma.
Ama ertesi gün sağlam kafayla düşününce tabi ki saçma geldi yazdıklarım.
Sildim.
Bir tek bu şarkı doğrudan Onu anlatıyor bana. Hislerime ortak olduğundan mıdır bilmem..

Neyse geçti..
Bitti.
Nokta kondu.
Geçmiş olsun.
9 ayı da bitirdim.

İyiyim. Hayatım güzel gidiyor. Ailemle aram iyi. Babamla bile hiç olmadığımız kadar iyiyiz çok şükür.
Bu sene sadece öğrenciliğimin tadını çıkaracağım.
Yazında kendimi ödüllendireceğim. Öncelikle Haziran ortası gibi yıllardır istediğim Antep, Urfa ve Mardin üçlüsünü dere tepe gezeceğim. Gerekirse araba kiralayıp gideceğim. Sadece bir sırt çantasıyla. Gideceğim dediğime bakmayın aslında. 3 kız kardeş ve sarışınım. Yani kadro şu an 4 kişi. :)
Hem okul konusunda hem de 25. yaş günü hediyesi olarak kendimi iyi bir şekilde ödüllendireceğim. :)
Temmuz sonu, ağustos başı gibi Antalya TÜBİTAK Gözlemevi'nde (TUG) da 3-4 günlük kampımız var okulla beraber. Oraya gideceğim. En büyük heyecanım o zaten :)
Eylül başı gibi de komşumuza bir ziyaret düşünüyorum. Yunanistan'a.
Ben gezmeliyim.
Ben yaşamalıyım.
Bencil falan değilim.
Kimseye bağlı kalamam. Kalamıyorum da.
İlişki yürütmeyi beceremiyorum işte. Böyle çok rahatım.
İstemiyorum.
Son 2 senede açılan yaralarımı kapatıp, evet diyebilmeliyim yeni bir ilişki için. Ama bu da çok uzun bir zaman dilimi sonucunda olacak gibi görünüyor.

Mutlu zamanlar sizinle olsun :)

P.s: Blog adımı değiştirmeli miyim sizce? Blog adresimi biliyordu. Gerçi tam hatırlayamıyordu. Yaa adam zaten benimle ilgili bir şey hatırlamıyor, bilmiyor ki blog adresimi hiç tutamaz aklında. Tutuyorsa da, benle ilgili bir bu varsa aklında da o onun ayıbı. Üşenirim yeni ad bulmaya. Kaldı ki seviyorum da bu adı. Tamam karar verildi galiba :) 


Bir fincan kahve ile eşlik ettiğiniz için teşekkür ederim.. :)

Çarşamba, Eylül 17, 2014

Where Is The Desert? :)

Sezonun ilk hastalığını kapmış olan bendeniz sizleri saygıyla selamlıyor. 
Bu satırları da yarı hasta yatağı yarı kendisini her zaman kucaklayan yatağından bildiriyor. 
Makarası bir yana aslında şu an beynim uğultudan varlığını unutturmak üzere bu yüzden saçmalarsam dikkate almayın! 
Gerek havaların dengesizliği gerekse de benim ruh halimin dengesizliği sayesinde kaçınılmaz sondu zaten. Ne zaman ruh halim sapıtsa; hastalık, bu fırsatı kaçırmayıp yapışır yakama.  
Bedenim savaş içinde olsa da ruh halimi az buçuk toparladım. Zira beynim artık sadece derslerime odaklı. 
Bugün kendimle gurur duydum ve 3 saat boyunca telefondan uzak kaldım. İnanın toplum için gereksiz ama benim için büyük bir adım. Bağımlılığı bırakıp, elime yapıştırma seviyesine gelmek üzereydim ki okulların açılması beni durdurdu.  Şükür!
Evvet, öğrenciliğime kaldığım yerden devam ediyorum. Nasıl özlemişim anlatamam. Derslerim ağır. Şu an yine ilk etap olarak ingilizceyle boğuşuyorum. Bu boğuşma sonunda anadilim kıvamına gelecek inşallah. Sonrasında ver elini İtalyanca ya da herhangi bir Latin dili. 
Bölüm derslerim ise bu sene %100 ingilizce olduğu için ( kuruldu kurulalı türkçe olan bölümün benim başlamamla ingilizce olması da bana kutup ayısının oyunudur. Çölden uzak duracağım!) çok güzel bir 'hoşgeldin' dediler. 
Yine de çok güzel zamanlar beni bekliyor. 
Özel okuldan devlet okuluna geçince, henüz alışamamış olsam da güzel olacak. Olmalı!
Az buçuk tanıdınız beni. İnadım, asiliğim, rahatlığım hadi bir parçada bilmişliğim derken dakka bir gol bir hocanın biriyle takıştım. Çok önemli bir şey değil ama ebeveynlerim arasında bir korkuya sebep olmadı desem yalan olur. 
'Ya okulu bitiremezse, ya atılırsa' Yok öyle bir dünya. Toparlarım. 
Köprüyü geçene kadar ayıya dayı demek zorundayım, becerebildiğim kadarıyla. 
Şu ara günlerim okula gidip gelme, ders çalışma, çizim yapma arasında gidip geliyor. Beynim tek taraflı düşünüyor. 
Gereksiz şeyleri silmeyi öğrendim. 
Öğrenmeliydim. Olmayacak duaya amin dememin kimseye bir faydası olmadığını yaşayarak (acı bir şekilde!) tecrübe ettim. Akıllandım. 
Telefon numarasını sildim. Ona dair ne varsa sildim. Beynimden, telefonumdan, gittiğim yollardan. Bir tek kalbimdeki kaldı o da bitecek. Haketmeyen kimseyi uzun süre tutmadım ben içimde. Yine öyle olacak.
Canım yanar ve geçer. Hep derim bilirsiniz; Allah acı verecekse aşk acısı versin. En azından bana. Çok geçmeden toparlayabiliyorum çok şükür! 
Bir tek kafamı yastığıma koyunca yokluyor bi. 'Acaba?' diyorum. Tabi ki aklına gelmiyorum. Tabi ki düşünmüyor. Bu benimle alakalı değil. Bu onun bana verdiği değerle, önemle alakalı. 
Ama bitecek, geçecek. Bir aya kalmaz bambaşka şeylerden bahsediyor olacağım belki de (bir erkeği kastetmiyorum zira şu ara ilgi alanımda değiller!) 
Neşem eskisi gibi yerinde. 
Fakat yine değişiyorum. Hayatımın sürprizi gittikten sonra nasıl değiştiysem yine değişiyorum. Bu artık huy haline geldi bende. 
Bu defa ki iyi mi kötü mü daha etiketleyemedim. İyi olmasını temenni edeyim. Bir kötü huy daha istemiyorum. 

Kendinize sağlıkla bakınn.. 

P.s : Yazının gerekli düzenlemeleri yarın yapılacaktır. Mobil gönderimdir. 

Buraya bir Birsen Tezer Ne tuhaf gelecek! 

Cumartesi, Eylül 13, 2014

'Bir Kadınım, Bir Erkeğin Önünde Durmuş Beni Sevmesini İstiyorum. '

Hiç bir erkeğin içinize işlemesine izin vermeyin.
Beynim 'Unuttum' diye yırtınıp duruyor.
Ama kalbim her defasında daha derine dalıyor.
Karabasan gibi boğuyor anılar.
Güçlüyüm ben. Bitti gitti.
Ama dinletemiyorum.
Sanki duymuyor beni.
Sanki o güzel günleri ben yaşamadım.
O huzurlu kahkahaları ben atmadım.
Başımı huzurlu omzuna ben koymadım.
Sen bana hayran hayran bakmadın.
Gece yarısına kadar mesajlaşmadık.
En olmadık anlarda beni aramadın.
Beni yüreklendirmek için hiç uğraşmadın.
Belgrad gezilerimiz hiç olmadı.
Elimi tutup, tüm bilinmedik yollara götürmedin beni.
Arabada hiç uyumadık.
Sen dizime hiç yatmadın.
Beraber alışveriş yapmadık.
Bana uzun uzun nutuklar vermedin.
Birbirimizle inatlaşmadık.
Birbirimizle hiç dalga geçmedik.
Ben hiç 'Çok tatlı' olmadım.
Bebek'te huzurlu bir şekilde hiç şarkı dinlemedik.
İstiklal Caddesi'nde, Belgrad'da, Beykoz'da Rumelihisarı'nda, Rumelifeneri'nde, hatta Menekşe Bahçesi'nde, vapurda, metrolarda, İstinyepark'ta, Cevahir'de, Metrocity'de, Yeniköy'de hiç bulunmadık.
Sırf seviyorum diye yolun ortasında çocuklar gibi cips yemedik.
Telefonda hiç oyun oynamadık.
Bana Leyla İle Mecnun'un komik sahnelerini izletmedin.
Birbirimize hiç şarkılar göndermedik.
Beni hiç sabırla dinlemedin.
Sen hiç gerçekçi olmadın.
8-9 ayı biz yaşamadık.
Biz hiç olmadık.
Kasedi başa sardık.
Zaman geriye aktı.
Hatta 2-3 yıl öncesine..
Birbirimizi hiç tanımadık.
Yazması da söylemesi kadar kolay..
Ben seni tanıdım.
Sevdim.
Kırılacağımı bile bile.
Bana hiç ait olamayacağını bile bile.
Benimle vakit geçirdiğini göre göre.
Atamıyorum içimdekileri.
Kızgınlığı bastıramıyorum.
Kendimi tutmak için nasıl zorlandığımı anlatamıyorum.
Bir mesaj atmayı bile çok görmen canımı yakıyor.
Senden başka kimse olsun istemiyorum.
Ama sana olan kızgınlığı geçirecek hiç bir yol bulamıyorum.
Yaptığına tanım koyamıyorum.
Hep dediklerinin tersini yaptığı görmek..
Anlamsız..
Her şey çok anlamsız..
Bildiğim tek bir şey var.
Senin yanında benim işim yoktu..

Senin gökyüzünde benim yerim yoktu..

Bir fincan kahve ile eşlik ettiğiniz için teşekkür ederim.. :)

Cuma, Eylül 12, 2014

Sevmek İçin Yaratıldım.


Aylardan Eylül..
En sevdiğim ay mı karar veremiyorum ama en sevdiğim olmasa da ikinci sıradaki olabilir. Galiba en sevdiğim Temmuz ya da Nisan. Dur Kasım'da olabilir.
Tamam karar verdim ben tüm ayları seviyorum. Tüm günleri de seviyorum.
Ben tüm zamanları seviyorum.
Eylül'ü sonbahardan dolayı seviyorum.
Kurumuş yapraklar, serin günler, yağmaya yüz tutmuş bulutlar, dalgalı denizler..
Doğanın renklerinin değişimi. Mavinin yeşilin bir tık üst renge geçişi.
Doğanın renklerini seviyorum. Kanlı canlı, bir çift camın arkasına saklamadan görmeyi seviyorum. Güneş'e gözlerim acıyarak bakmayı seviyorum. Bundan mütevellit güneş gözlüğü kullanmıyorum.
Doğayı hissetmeyi seviyorum. Ağaca sırtımı yaslamayı, rüzgarın saçımı dağıtmasını, güneşin tenimi yakmasını, denizin kokusunu almayı, mavi gökyüzünü, yağmurun tenimi yıkamasını seviyorum. Dokunduğum her yerde hissetmeyi seviyorum. Bu yüzden yalınayak gezmeyi seviyorum. Fakat parmak arası sandalet giymeyi hiç ama hiç sevmiyorum.
Gözlerimle iletişim kurabildiğim her insanı istisnasız seviyorum. Gözler, duyguları en saf haliyle aktarır. Yalansız.. Saklamadan..
Konuşmayı seviyorum. Yeni şeyler öğreniyorsam eğer dinlemeyi de seviyorum. Hele sohbetine inandığım insanlar yok mu günlerce gıkımı çıkarmadan dinleyebilirim. Bu yüzden biraz fazla meraklıyım. Bilmediğim her şeye karşı koca bir açlık barındırıyorum içimde. Yeni bir şey duymayagöreyim; deli gibi öğrenmek için uğraşıyorum.
Gezmeyi de bu yüzden seviyorum galiba. Yeni yerler görmeyi, daha önce gördüğüm yerleri bir daha bir daha gezmeyi ve her defasında farklı duygular hissetmeyi seviyorum.
Ben hissetmeyi seviyorum.
Tatmayı seviyorum. Yeni lezzetler tatmayı, sevdiğim yemekleri yemeyi hatta tamamen yemek yemeyi seviyorum. Yemek yedikçe mutlu olma hissini seviyorum.
Okumayı seviyorum. Ne bulursam ne görürsem okuyorum. Özellikle kitap okumayı seviyorum. Çünkü kendimi bambaşka bir dünyada hissettiriyorlar. Moralim bozuk olduğunda ya da kendimi iyi hissetmediğimde köşeme çekilip, saatlerce okumayı seviyorum. Tabii bir de okuduğum kitaplarda hoşuma giden cümlelerin altını çizmeyi seviyorum. Kelimelerin büyüsünü seviyorum. Sıradan cümlelerin bile bambaşka anlamlara gelmesini seviyorum.
Kendimi özgür hissetmeyi seviyorum.
Aslında bunu çok fazla uzatabilirim. Hayattan tat almayı, hayata ve insana dair olan her şeyi seviyorum. İnsanî değerleri seviyorum. Dünyaya ne için geldiğimi biliyorum. Tekrarı olmadığını da biliyorum. Şükretmeyi biliyorum ve ..
Asıl önemlisi sevmeyi biliyorum..
Bu büyük bir lütuf..
Çok fazla insanda ne yazık ki bulunmuyor.
Toparlandım. Çok şükür.
Dün gece hemen hemen bir iki haftadır olduğu gibi uyuyamadım.
Dön dolaş dön dolaş gecenin bir yarısı yaptım. Hayır işin kötü bu şekilde yatağı da çok kötü dağıtıyorum. Yine ben uğraşıyorum velhasıl.
Neyse..
Twitter, Facebook derken mesaj geldi.
Oğuzhan.
'Bu da kim?'
Hayatımın Sürprizi (Bu isme hiçte layık değilmiş ismiyle mi hitap etsem? Neyse bunu düşüneceğim. Sizde kim olduğunu anladınız zaten) hayatımdayken, Casper'da çalıştığım dönem tanışmıştık. Çok koşmuştu o dönem peşimde. Aynı zamanda aramız bozuk olduğunda mantıklı şekilde bana destek olup, yönlendirmelerde bulunmuştu. İyi bir arkadaş, sırdaş olmuştu. Arada sırada konuşuyorduk hep.
Tweetlerimden falan canımın sıkkın olduğunu anlamış;
'İnsan bazen böyle hiç konuşacağı biri yokken bir şeyler anlatmak ister ya bağıra çağıra o an şu an sanırım.. '
Aynen de öyleydi.
Ağlamaktan sıkıldım. Kızgınlığımı kendi kendime geçirmeye çalışmaktan yoruldum. Anıların üstüme gelmesinden bunaldım.
Ona;
Sevilemeyecek ne özelliğim olduğunu ya da neden sevilemediğimi sordum.
Kızdı bana.
'Sana bunu hissettiren adama yazıklar olsun derim ya. Bu soru sana yakışıyor mu? Sen ya.. Yanlış hiç bir özelliği olmayan insan. Hadi anlat seni dinliyorum ama saçma soruların olmadan!!'
Bu şekilde bir cevapla kendimi yanlış aktardığım için kötü mü hissetmeliyim yoksa böyle insanları tanıdığım için mutlu mu olayım bilemedim.
Ama şükrettim hayatıma böylesine güzel insanları aldığım için..
Gecenin bir yarısı ilişkileri çekiştirdik. O anlattı, ben anlattım. Hatta yetmedi cumartesi için sözleştik.
Sabah erken kalması gerektiği için yarıda bıraktık.
Sonrasında düşündüm.
Kendimle gurur duydum.
Ben sevmesini biliyorum. Kalbimi açmaktan korkmuyorum. Sevgimi hissettiğim gibi yaşıyorum. Ön yargıları ya da yanlış anlaşılmaları umursamıyorum. 
Bundan güzel bir lütuf olabilir mi?
Evet, belki yanlış insanlara açıyorum kalbimi ama sevmeyi bilmeme engel değil ki bu.
Sevmek gibi güzel bir duyguyu yaşıyor olmak paha biçilemez.
Beni gram sevmemiş bir insan için üzülmeyi tabi ki artık bıraktım. Hayatıma devam ediyorum.
Huzurum yerinde. Neşem eskisi gibi.
Ben bir şey kaybetmedim...
Asıl bombayı unuttum.
Akşamüstü 6 gibi kısa bir şekerlemeden uyanmışım, tam ayılamamışım.
Telefonum çalıyor.
Oğuzhan!
Nasıl olduğumu merak ettiği için aramış.
Birileri beni merak ettiği için arıyor! Birileri beni merak edebiliyor. Nasıl olduğumu umursuyor! 
Uzun zamandır yaşamadığım bir durum olduğu için Immmhh hoşuma gitti.. :)
Tabi ki yeni birini falan almıyorum hayatıma.
Benim bir ilişkiye ihtiyacım yok.
Benim böyle insanlara normal olarak ihtiyacım var.
Hele de okul öncesi hiç bir erkeğin kaprisini çekemem. Erasmus falan düşünürken hele hiç hiç hiç..

Kendimi bunun için mi yorcam beenn!! :)

Kendinize sevgiyle bakınn..

Bir fincan kahve ile eşlik ettiğiniz için teşekkür ederim.. :)

Salı, Eylül 09, 2014

İyi ki Sevdim Seni..

Daha önce de anlattım.
Her ilişkimden sonra savaştan çıkmış gibi darma dumandım. Bu yüzden de arkalarından hiç iyi bir şey söylemedim. İyi bir şey hissetmedim.
Geçirdiğim günlere bakınca hep kötü şeyleri hatırladım.
İyi zamanlarım çok azdı.
Ama şimdi bir ilkim var..
İlk defa biten bir ilişkinin ardından güzel günler hatırlıyorum.
Aklıma geldikçe dudağımda bir tebessüm oluşuyor.
Daha fazla özlüyorum bu sayede ama aklıma gelmesini engelleyemiyorum.
Aralıktan beri zamanlarımızı öylesine dolu geçirmişiz ki her şeyde var sanki.
Deliye bağlamış gibiyim.
Bir yanım hatırladıkça tebessüm ediyor, diğer yanımın gözlerim doluyor.
Bu da geçecek.
Geçmeli.
Ama tebessümle hatırlamam geçmesin.
O güzel günleri hep hatırlayayım.
Mümkün mü silinmemesi?
Yok mu bir formülü.
Unutmaktan korkuyorum. Güzel anılarımın hiç birini unutmak istemiyorum.
'En çok hangi yaşında mutlu oldun?'
Bu sorunun cevabını hiç veremedim. Sorunun saçmalığına değinmiyorum zaten.
Mutluluk anlıktır, yaşla bir alakası yoktur.
Ben en çok O'nun döneminde mutlu oldum.
Onunla olgunlaştım.
Yadsınamayacak kadar çok katkısı var.
Güzel şeyler bitermiş.
Keşke bitmeseydi.
Keşke daha güzel günlerimiz olsaydı.
Daha çok daha çok eğlenseydik beraber.
En baştaki gibi devam etseydik konuşmaya.
Hiç uzaklaşmasaydık mesela.
Birbirimizi daha iyi anlamaya çalışsaydık.
Varolan duyguların üzerinden gitseydik keşke.
Keşke beni sevebilseydin..
Tamam geçti..
Geçecek.
Daha iyi olacağım.
İyiyim zaten.
Sınavıma hazırlanıyorum.
İyi geçecek biliyorum.
Çiziyorum.
Eskiden olduğu gibi yine çizmeye başladım.
Tek bir farkla.
Artık rengarenk değil. Sadece siyah ve beyaz..
Korkuyorum.
Ruhum kararmasın. Neşem yok olmasın.
Bu yüzden bir an önce toparlanmak istiyorum.
Bu bir ayrılık acısı değil.
Bir insanı kaybetme acısı.
Sevdiğin birini kaybetme acısı.
Kimse tarafından sevilememe acısı.
Evet, evlenmek istediğim adamı kaybettiğime göre,
ee bundan sonra zaten düzgün birini bulamayacağıma göre,
Hoşgeldim müzmin bekarlar arasına..
Var değil mi öyle bir grup?
Biz zaten olamazdık.
O, benim istediğim deli dolu sevgiyi bana vermezdi.
Duygularını ifade etmekte ketumdu.
Hep aklımda Acaba ile yaşamak zorunda kalırdım.
Sonra Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde ziyarete gelirdiniz.
İstediğim sevgili, aşık profiline çok tersti.
Ama evlenmek istediğim adamdı.
Yine çelişiyorum kendimle.
Geçen gün televizyon izliyoruz annem ablam falan.
Neslişah Alkoçlar ve Engin Altan Düzyatan vardı. Düğünlerinden sonraki gün.
Neslişah gelinlikle, merdivende açıklama yapıyorlar.
Muhabirlerden biri bir soru sordu şuan tam hatırlayamıyorum.
Neslişah;
'Engin ile arkadaş ortamında tanıştık. İlk karşılaştığımız gün işte ömrümü geçirmek istediğim adam bu dedim. İşte şimdi de evlendik.'
O'nu ilk gördüğüm gün, kapıdan girip yerine oturduğunda aynısı söyledim.
Lacivert bir hırka vardı üstünde. (Erkekte hırkaya hayranımdır.)
Elinde sigarası ve telefonu.
Masaya bıraktı. Bacak bacak üstüne attı ve arkasına yaslandı.
Bildiğin hayran hayran izledim.
Hayatımı birleştirmek istediğim insan bu dedim. 
Kısmet değilmiş.
Her şeye rağmen yaşadıklarım çok güzeldi. Çok özeldi.
Ama bitti..
Hep mutlu olsun..
İstediği gibi birini bulsun.
Sevebileceği birini..
Ve O'nu çok sevebilecek birini.
Hakediyor...

Bir gece Menekşe Bahçesi'nden dönerken bağıra bağıra bu şarkıyı söylemiştik arabada... Şu anı anlatacağını bilemezdim tabi o zaman..

Bir fincan kahve ile eşlik ettiğiniz için teşekkür ederim.. :)

Cumartesi, Eylül 06, 2014

Why Hard? Love Me..



Uyandım.
Yataktan çıkmak istemedim.
Yağmurun sesi geldi kulağıma.
Döndüm durdum yatakta.
Sinirlendim.
Dün akşamki öfkem gram azalmamıştı.

Yalnızlıktan boğulacağım.
Hayır, yalnız değilsin. Dostların, ailen var.
Dostlarım yok benim. Arkadaşlarım var. Çenem durmadığı için her şeyimi bilen insanlar var o kadar.
Yalnızlıktan ne zamandan beri şikayet eder oldun?
Mutsuzluktan ölecek gibi olduğumu hissettiğimden beri.
Yapma. Kim ölmüş mutsuzluktan. Sen hele.. Nerde kaldı sevdiğin şeyler.. Nerde kaldı Polly'lik. 
Neden? Neden kimse beni sevemiyor? Neden herkes gidiyor?
....
Cevabı yok çünkü..

Kendimle konuştum.
Telefonum çaldı.
F.
Mesaj attı. Yaseminle beraberler şuanda. Ama hala yazıyor. Bir şey olmayacak, Yasemin üzerime sıçramadığı sürece bir sıkıntı yok. Havadan sudan, birbirimize kattıklarımızdan falan konuşuyoruz. Aslında bir ilişkimiz olmadığını konuştuk geçen gün. Evet, biz büyük şeyler hissettiğimizi sanıp abarttık o kadar.
'Kalk!'  dedim. 'Kalk kızım!' Bu şekilde yapamazsın.
Duş aldım.
İçmem gereken günlük sütümü koydum bardağa.
(Günde iki bardak süte ihtiyacı var vücudumuzun. Ayrıca bel çevresindeki yağlar içinde etkili)
Geçtim masanın başına.
Bilgisayarımı açtım.
Karnaval.com Efsane Sezen diye bir radyo yapmış. Sırf Sezen çalıyor. Açtım.
Ve başladım yazmaya.
Her zamanki gibi..
Ne zaman kötü olsam soluğu burada aldım.
Değişmedi.
Değişmeyecek de.
Berbat bir gece geçirdim. Sabaha karşı 5'te uyudum galiba.
Kızgındım. Hala kızgınım.
Karşımda olsa parçalayabilecek kadar kızgınım.
Ama en çok kendime kızgınım. Neyse..
Kafamı dağıtmam lazımdı.
Film izlemeliyim dedim.
Film listemden bir tane seçtim.
Before Sunset
Meğer serinin ortasına dalış yapmışım.
Tabi yine Celine'de kendimi gördüm. Arabanın içinde Jesse'ye bağırmasında o kadar haklıydı ki.
'Herkes hayatımdan geçip gidiyor. Tüm erkek arkadaşlarım evlendi. Ben niye hiç evlilik teklifi almadım. Reddedebilirdim ama yine de almam gerekirdi.' 
Evlilikle sorunum yok benim.
'Neden benden sonra tüm erkek arkadaşlarım hayatlarına aşkla devam ettiler? Onları sevebilip de beni sevemeyecekleri ne vardı? Fark ne? Kendim dışında hepsine doludizgin aşk getirdim hayatlarından çıkarken. ' 
Beynimde bu cümleler dolanıyor işte.
Neden?
Doğru kişi falan yok.
Aşk yok.
Beni bekleyen kimse yok.
Bunlar kendimizi kandırmak için uydurduğumuz yalanlar.
Hatayı nerede yapıyorum?
Bir insanı seviyorsam, tüm sevgimi göstermek istiyorum. Saklamıyorum. Aklımdan ne geçerse paylaşıyorum.
Sevmek, bunları gerektirmez mi?
Neden planlar yapayım? Neden sevgimi kendime saklayayım?
Canım Acıyor!
Geçecek biliyorum.
Ama dön dolaş aynı şeyleri yaşamaktan yoruldum.
Kırılıp, bir kenara bırakılıp, Onların hayatlarına devam etmesi canımı yakıyor artık.
7 Milyarlık Dünya nüfusunda beni sevebilecek bir erkek yok.
Ne kadar komik!

Filmin arasında aklıma gelenleri yazıp mesaj attım Ona. Ağır oldu biliyorum.
Ama canımın acısıyla öylesine kızgındım ki..
Sonra bir kadının sevmesiyle ilgili uzun bir mail attım.
Whatsapp durumumu ise still alive for you love olarak değiştirdim.
Evet, Onu seviyorum. Kendimden az mı çok mu bilmiyorum. Ama seviyorum.
Onunla yaptığım her şeyi, konuştuğum her kelimeyi özlüyorum.
Onun gitmek istediği ülke Budapeşte'ydi. Dün film neredeyse Budapeşte diye boğacaktı beni.
Bıraktım filmi yarıda.
İkincisini tabi ki. (Before Sunrise)
Twitter hesabımda eski tweetlerimi okudum.
Eski adı Foursquare yeni adı Swarm'daki tüm check-inlerime baktım.
Önce günlerime, sonra tüm zamanlarıma ve en sonda içime işlemiş. 
Neden aynı şeyleri hissedemedik?
Ne olurdu sanki O da beni sevebilseydi?
Mutlu bir çift olamaz mıydık yani?
Gururunu bıraksaydı.
Hayır ağlamıyorum.
Dün gece yeterince ağladım.
Kızdım.
Uzun zamandan sonra dudağımı yemişim uykumda yine.
Sabah ezanı okundu.
Dua ettim.
'Allahım beni seviyorsa, aramız düzelsin sevsin. Ama sevmiyorsa bir daha beni hiç aramasın' 
Başka çarem yok.

Beyler;
Sevemediğiniz kızların hayatlarına işlemeyin. Büyük kırıklıklar bırakıyorsunuz geri de.

Kızlar;
Sizi seven bir erkek varsa hayatınızda. Şükredin ve Onu sevdiğinizi bir kez daha söyleyin.

Ben mi?
Toparlanacağım elbette.
Şu an için bir fikrim yok ama elbet toparlanacağım.
Kitap okurum.
10'unda muafiyet sınavım var ona göz atarım biraz. Allah kahretsin İngilizceye bakınca bile o geliyor aklıma.
Film izlerim.
En iyisi yağmur altında yürümek.
Şöyle 9-10 gün geçse zaten sonrasında okul başlayacak. Derslere veririm kafamı.

Sen Söyle Sezen..

Bir fincan kahve ile eşlik ettiğiniz için teşekkür ederim.. :)