Pazartesi, Şubat 28, 2011

66. SONE

 
Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni, 
Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez. 
Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini, 
Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz, 
Değil mi ki ayaklar altında insan onuru, 
O kızoğlan kız erdem dağlara kaldırılmış, 
Ezilmiş, horgörülmüş el emeği, göz nuru, 
Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş, 
Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın, 
Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene, 
Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın, 
Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen' e  
Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama, 
Seni yalnız komak var, o koyuyor adama. 

                                       William SHAKESPEARE


NOT: Edebiyatla ilgili araştırma yaparken karşıma çıktı yani tamamen tesadüff.. Paylaşmak istedimm... Çevirisi Can YÜCEL' e aittir..

Pazartesi, Şubat 21, 2011

Bana Bir Masal Anlat Baba....

Bir sevginin meyvesi olarak geliriz dünyaya... Önce 'An ne' sonra ise 'babba' deriz.. İlk konuşmalarımızda, ilk adımlarımızda, hep destek olurlar bize... 
Babalarımız bizim süper kahramanlarımızdır.. Superman, Heman, Batman ve daha niceleridir... Benim babamda benim süper kahramanım..
Bugün benim süper kahramanımın doğum günü...
Babam benim hep idolüm oldu bugüne kadar.. Bundan sonra da öyle kalacak... Ben hayata karşı ilk direnişimi,  ilk 'yumruğumu', ilk heyecanımı, ilk sevinçlerimi, ilk sürprizlerimi ve ilk ajanlıklarımı :) yaşadım babamlaa beraber...
Baba kelimesi, her insanın hafızasında farklı hatıraları canlandırır. Çoğu zaman çocukluk yıllarına dair olanlar, en kalıcı olanlardır. Babası olanlar, babasını hiç tanımamış olanlar ve babası olup da yokmuş gibi yaşayanlar için, aslında bu kısacık kelime çok uzun anlamlar taşır. 
Ben şanslı bir çocuğum bu konu da...
Kimi babalar vardır; Despot, Yargılayıcı, Güvensiz, Sorumsuz..
Kimi babalarda vardır ki; Arkadaş, Hoşgörülü, Güvenilir, Sorumlu....
Benim babamda böyle iişte.. Kimi zaman arkadaş kimi zaman sığınak oldu bana...
Hep babam gibi olmak istedim. Onun gibi cesur onun gibi gözü kara... İnadım da dikbaşlılığım da hep ondan...
Çocukken saatlerce yer yatağında boğuşurduk... En sonunda kıpkırmızı ve nefes nefese serilirdik yere...
Şimdilerde ise güncel konuları tartışıyoruz saatlerce... 
En sonunda ben pes ediyorum senin engin bilgin karşında babacığımmm...
Çocukken bir takvim kağıdında bir yazı okumuştum.. 
Çocuk babam herşeyi biliyor derken yaşı ilerledikçe hiç işe yaramaza kadar gidiyor...
Şu an 20 yaşındayım...
O yazıya göre benim yaşımdaki çocuk;
" Babam mı? Aman Allahım o hiç bir işe yaramaz.." diyordu...
Çok yanlış.... 
Ben öyle düşünmüyorumm..
Ben doğumda da babam çok şey biliyordu şimdi de..
Vee biliyorum ki ondan öğrenmem gereken çok şey var hayata dair...
Bu beraber geçirdiğimiz 20. doğum günün babacığımm..
Herşeyin iyi olmasını temenni ederiz ama hayat hiç düz gitmez...
O yüzden İyi kötü daha nice beraber yıllara babacığımm..
Ama biz yine de hep iyi olmasını dileyelim... :)
Doğum Günün Kutlu Olsun Babacığımmm...
İYİ Kİ VARSIN.... 

Pazartesi, Şubat 14, 2011

Ufak Bir Kağıdın Yaptıkları....


Onu unuttum.. Herşeyi geri de bıraktımm dersinn... 
Ama hayat hep tesadüf üzerinedir. En güçlü durduğun anda ufak bir parça sert bir yumruk gibi darmadağın eder seni..
Çok özlersin ama herşeye rağmen unuttum yine de dersin.. Rol yaparsın mutluymuşcasına..
Aslında herşey acıdan ibarettir. Herşeye rağmen canın yanar. Ama inatla unuttum diye diretirsin..
Peki ya Ben?
Unuttumm.. En azından bugün sabaha kadar kendimi hep böyle kandırdımm... Onca sorunumun içinde onunla uğraşamazdım zaten...
Ama aslında hiçte öyle değilmiş.. Sadece hayatın karmaşası içerisinde O'nu bir kenara bırakmışım.. En ummadığım anda O'na dair yazdığım ufak bir yazı tokat gibi yüzüme indi..
O'nu en son gördüğüm gün yazmıştım. Yani o ölüm gibi gelen günde.. O'na en sinir olduğum gün... Veeee herşeye koca bir nokta koyduğum gün.. Galiba o 'nokta' sadece olaylara konmuş...
O'na bakarak yazdığım ilk ve son yazıydı.. 

"Sensiz geçen günler can yakıcı oluyor..
Dönmen, gelmen isteğim..
Olmaz biliyorum..
Saat geç oldu..
Gittiğinden beri yazıyorum..
Yazdıkça rahatlıyorum..
Ya da kendimi kandırıyorum..
Yokluğun değiştiriyor beni,  ben değişmek istemiyorum..
Senin tanıdığın gibi kalmak istiyorum..
Sensizliği sevemedim..
Hayatımı geri istiyorum..
Sen gittiğinden beri hayatta değilim..
Bitkisel yaşıyorumm...
Sen dönmezsin, dönsen de kabul görür müsün bilmem ama isterim yine de...
Hiç iyi olmadı yokluğun.. 
Acı veriyor..
Can yakıyor hem de çook... "

 Bugün Sevgililer Günü..
Çiftlerin birbirine hediyeler verdiği.. Sevgilerini doyasıya haykırdıkları gün...
Bu gün ne sen bana hediye vereceksin ne de doyasıya sevgimizi haykıracağız birbirimize...
Zaten 'biz' diye de bir kavram yok.. Sen ve ben var.. Ama 'Sen' demek bile can yakıyor..
Seni görmeyeli kaç gün oldu? 
Senli günlere veda edeli kaç zaman oldu?
Çok zaman Sevgili çoook zaman...
Sen ne düşünüyorsun bilmiyorum ama ben seni düşünüyorum... Sana ulaşır mı bilmem ama bu yazıyla birlikte sana sevgimi haykırıyorum..
Sen olmasan da ben Sevgililer Günümü kutluyorum...

Perşembe, Şubat 10, 2011

Kendisi Olmalı İnsan Kendini Bilen!


Bir kütlesi olmalı insanın!

Özündeki niceliklerin ölçütünü ayarlayabilen değer yargıları… Kendine saygısını muhafaza eden, sağlam ağlardan örülmüş kozası olmalı… Aynadaki aksine bakarken saçındaki akları değil, gözbebeklerindeki kişiliğini görebilmeli… Yarın yoktur diye bugünü yaşarken..., adının başına ya da sonuna eklenen sıfatlarla anılacağını hesap edebilmeli… Kendi zekâsına güvenmeli ama başkalarının da aklıselim olduğunu idrak edebilmeli.

Fütursuzca yaşarken günübirlik; kitabında olmayan normların da farkında olabilmeli. Yüzüne vurulmuyorsa kusurları, tükürülmüyorsa suratına, buna değer görülmediğini anlayabilmeli…


Bir hacmi olmalı insanın!

Boşlukları doldurabilen, “İyi ki var” dedirten… Dostlarını seçerken ve dost seçilirken; adının onunla bir anılacağını bilmeli. Balçığın içinde debelenen dostunu temize çıkartmak için; üzerine döktüğü ak sütün/yoğurdun fayda etmeyeceğini, zamanla aynı balçığa bulanacağını düşünebilmeli.

Bir çizgisi olmalı insanın!

Dümdüz ve gideceği yeri bilen azmi de olmalı. Eğri yolların sapa ve engebeli olduğunu kestirebilmeli. İradesi ve direnci olmalı; doğru bildiğinden ve herkesçe kabul görmüş doğrulardan şaşmayacak. Her mecliste sözüne ve özüne güven duyulmalı… İki kişiye söylenen sözün tutarsızlığında “Yalancı!” damgası vurulacağını ve gözlerinde mühür olarak kalacağını bilebilmeli…

Bir yüreği olmalı insanın!

“Aşk” ile “Sevgi”yi birbirinden ayırt edebilen. Aşkını bir kişiye verirken, kucak açabilmeli sevdiklerine. İki kutsal değeri ayakaltına düşürmemeli, kıymetini bilmeli her daim… Enstantane bir maceraysa yaşanan; küçük bir dikkatsizlikte, çiviyi tutan eline diğer elinin çekiç vuracağını unutmamalı. Kendisine verdiği zarardan kimseyi sorumlu tutmamalı ve acıyan parmağına yanmamalı… İnsanı insan olarak görmeli, mekanik oyuncak sanıp, oynamamalı duygularıyla…


Bir duruşu olmalı insanın!

Sokak lambaları gibi dimdik, ışık vermeli dibine ve etrafına. Yine de ödün vermemeli mum misali kendinden. “Gurur” sözcüğünü “Onur” ile değiştirmeli lügatinden. Eğer kuralları hiçe sayıp kuralsız yaşamaksa amaç, bir onurunu bir de şapkasını yanından ayırmamalı… Koltuğunun altına onurunu, başına şapkasını koyup “Eyvallah!” diyebilmeli…

 

Not: Çok beğendim.. Paylaşmak istedimm...

Salı, Şubat 08, 2011

Yalnız Da Ayağa Kalkabilirimm..

İnsanın canı en çok ne zaman yanar?
Birini hayatından çıkardığında mı yoksa çok sevdiği birini kaybettiğinde mi?
Peki benim canım niye bu kadar çok yanıyor?
Hayatın bir türlü güldürmediği insanlar vardır. Sorun üstüne sorun çıkartır, gözyaşı üstüne gözyaşı verir.. Sürekli bir sınama içerisindedir hayat... Neden bu kadar acımasızdır ki?
En güçlü insanları bile yıldırmayı hedeflemiştir resmen... Neyin inadıdır bu yahut neyin intikamı?
Ama bende inat ettim hayat.. Yılmıyorum.. Sonunda hangimiz galip çıkacak bu oyundan bilmiyorum ama sonuna kadar direneceğim sana..
Evet, Ben sana masum bakışlarımla, saf duygularımla,  içimde yaşattığım çocukla direniyorum.. Sandığından daha güçlüyüm.. Masum bakışların ardında yaşattığım Gizli Bahçem'den güç alıyorum.. Saf duygularımı senin iğrenç gerçeklerinle kirletmeyeceğim.. Kirlenmesine de izin vermeyeceğim..
Sürekli bir oyun içerisindesin.. Gücümün tükendiğini hissediyorum bazen.. Her daim uçan kanatlarım; eziliyor bazen, kırılıyor hatta öyle bir zaman geliyor ki un ufak oluyor..
Ama sonra diyorum 'Hayır ben yılmamalıyım..'
Gittikçe fark ediyorum... İnsan doğarken nasıl yalnız doğuyorsa; yaşamı boyunca da sürekli yalnızlığa mahkumdur aslında.. Hayatından bir sürü insan gelip geçer ama o hep yalnızdır... Yalnız geldiği gibi yalnız da ölür... Belki de hayat yalnızlık üzerine kurulu...
Yalnızlık, korkutur beni aslında... Bazen etrafıma baktığımda gerçekten çok yalnız olduğumu hissederim..  Issız Adam'ım hep derdi "Bir gün yapayalnız kalacaksın bu kadar hırçın olma!" diye.. Gerçekten ben hırçınlığım yüzünden mi bu kadar yalnızım? Ama ben bu kadar hırçın ve dikbaşlı olmasam bu hayata karşı direnemem ki...
Kendimi ne zaman yalnız hissetsem hep " Hayır yalnız da ayağa kalkabilirim" derim.. Yılmamak için diretirim.. Kendimce motive olmaya çalışırım... Başarır mıyım? Yarım yamalak...
Ama öyle şeyler olur ki bazen direnmek şöyle dursun dünyanın en ücra köşesine saklanmak ve bir daha ordan çıkmamak için isterim.. Genelde bu ücra köşe yatağım olur ve saatlerce belki de günlerce çıkmam.. Sanki gözlerimi sımsıkı kapatınca tüm kötü olaylar bir rüzgar çabukluğunda geçip gidecekmiş gibi gelir..
Gidiyor mu? Hayır... Benim gözlerimi açmamı bekliyor ve kaldığı yerden tüm kara bulutlar üzerime doluşuyor... İşte ben bu yüzden çok uyurum..  Kara bulutların gideceğine inanırım..
Çocukluk işte.. Aslında hiç geçmeyecek bilirimm.. Ama hani hep %1 lik bir ihtimal vardır ya Nasreddin Hoca gibi 'Ya tutarsa' derimm.. Yaa bu acı da biterse.. Gözlerimi açtığımda hava açarsa derim...

Cumartesi, Şubat 05, 2011

Gösteri Başlasınn... :)

Merhaba...
Evet çok fazla okuyucum var, her ne kadar kim olduklarını bilmesem de ve o güzel düşüncelerini benden esirgeseler de var olduklarını biliyorum en azından.. Onlara için iyi mi kötü mü bilmem ama benim için iyi olan bir haberim var yazı formatımı değiştirdim!!..
Neden yaptım bunu?
Önceki yazılarım -biraz narsistlik yapmak gerekirse- iyiydi ama kendimi kısıtlı hissediyordum.. Şimdi ise her konu da yazabileceğim daha doğrusu biriyle konuşmak istediğimde yazabileceğim bir format oluşturmaya karar verdim...
Evet, ben konuşmayı çok seviyorum. Tanıyanlar bilir..
Aslında hayatıma dair karar verdiğim tek konuda bu değil.. Baştan aşağı değiştiriyorum hayatımı resmen..
Neden mi? Hemen hemen okul kapandığı günden beri evden dışarı çıkmadım, Uyku düzenim bozuldu, iştahım kalmadı ,-kaldı ki deyimi yerindeyse oburun tekiyimdir- kara kuru çirkin bir şey oldum.. Kısacası depresyondayım abii.. :)
Daha doğrusu depresyondaydım..
3 Şubat gecesi itibariyle kendime kızdım ve bu böyle devam edemez dedim.. 2011 beklentiler ve hedefler listemi oluşturdum. En başta hayatıma kimseyi sokmama kararı alarak başladım.. Mümkünü var mı deneyip göreceğim.. Bugüne kadar hep Aşk'ın tesadüfler üzerine kurulu olduğunu ve bir gün gelip beni bulacağına inandım.. Pek öyle olmadı gerçi.. Son hayatıma giren kişi yani nam-ı değer Issız Adam'ımın ise artık tarihe karışması gerektiğini düşünüyorum... Yasını çok fazla tuttuğuma inanıyoum.. Evet onunla geçen günler güzeldi. Hiç bir zaman unutmayacağım kadar güzel.. Bir itirafta bulunmam gerekirse de gerçekten çok sevdiğim bir insandı.. Hala daha neden bittiğini bilmesem de onunla herşey güzeldi.. Belki de ona yalan söylediğimi falan düşündü bilmiyorum ama ben ona karşı kimseye olmadığım kadar dürüst oldum.. Sadece bir şeyi sakladım O da neden sakladığımı biliyor diye düşünüyorum.. Ama biliyorum bir şey duysa gelip sorardı o kadar mert bir insandır O..
Bilmiyorum bilmiyorum..
Tek bildiğim her güzel şeyin bir sonu vardır bu da son buldu işte...
Bundan sonra da kimseyi istemiyorum..
Yeni bir ben olmaya karar verdim.. İnsanlara güvenmemeyi deneyeceğim artık. Pollyanna'yı da bırakmayı düşünüyorum pek toz pembeliği  kalmadı gerçeklerin..
Herkesin yaptıkları pek bana göre değildir.. Ben 91 yılında insanların yaptıklarına karşı bir direniş olarak doğmuş olmalıyım.. Klasik şeyler -yani hemcinslerimin yaptıkları- pek bana göre değildir. Ama çok uçuk bir insanda değilimdir. Topuklu ayakkabı koleksiyonum yoktur, Boya küpüne de dönmem mesela.. Şimdi size oturup kendi farklarımı anlatmayacak değilim.. Nerden geldim buraya aldığım kararlardan... Dün duyduğum bir sözde aslında o kadarda farklı olmadığımı gösterdi bana..
"Bayanlar saçlarını kestiriyorlarsa eğer hayatlarından birini ya da birilerini çıkarmış demektir.."
Immm... Şey... Evet bende kestirdim saçlarımı ama biraz farklı bir nedenden ötürü..
Kendimi değiştirmeye karar verdiysem eğer fiziksel bir göstergem olmalıydı ve ben ne zaman saçımda bir değişiklik yapsam kendimi daha güçlü hissederim... Önümde güçlü durmayı bekleyen günler var..
Bu akşam biraz saçmalamış olabilirim ama son olarak şunu da söylemeden geçemeyeceğimm..
Ne olursa olsun beni üzgün göremeyeceksiniz artık... :)
İçimdeki çocuk harekete geçebilirsin.
Sahne hazır..
Oyun başlıyor..
3.. 2... 1...
:)

NOT: Issız Adam'ım Hani diyordun ya benim içinde bir şeyler yazsana diye.. Bugüne kadar yazdığım herşey senin içindi zaten ve bu da sonuncusu.. Bundan sonraki yazılarımda sen olmayacaksın...

Çarşamba, Şubat 02, 2011

Öğrendim Ki...

Öğrendim ki...
Kimseyi sizi sevmeye zorlayamazsınız.
Kendinizi sevilecek insan yapabilirsiniz,
Gerisini karşı tarafa bırakırsınız.

Öğrendim ki...
Güveni geliştirmek yıllar alıyor,
Yıkmak bir dakika.

Öğrendim ki...
Hayatında nelere sahip olduğun değil
Kiminle olduğun önemli.

Öğrendim ki...
Sevimlilik yaparak 15 dakika kazanmak mümkün
Ama sonrası için bir şeyler bilmek gerek.

Öğrendim ki...
Kendini en iyilerle kıyaslamak değil
Kendi en iyinle kıyaslamak sonuç getirir.

Öğrendim ki...
İnsanların başına ne geldiği değil
O durumda ne yaptıkları önemli.

Öğrendim ki...
Ne kadar küçük dilimlersen dilimle
Her işin iki yüzü var.

Öğrendim ki...
Olmak istediğim insan olabilmem
Çok vakit alıyor.

Öğrendim ki...
Karşılık vermek
Düşünmekten çok daha basit.

Öğrendim ki...
Bütün sevdiklerinle iyi ayrılman gerek
Hangisi son görüşme olacak bilemiyorsun.

Öğrendim ki...
'Bittim' dediğin andan itibaren
Pilinin bitmesine daha çok var.

Öğrendim ki...
Sen tepkilerini kontrol edemezsen
Tepkilerin hayatını kontrol eder.



Öğrendim ki...
Kahraman dediğimiz insanlar
Bir şey yapılması gerektiğinde
Yapılması gerekeni
Şartlar ne olursa olsun yapanlar.


Öğrendim ki...
Affetmeyi öğrenmek deneyerek oluyor.


Öğrendim ki...
Bazı insanlar sizi çok seviyor
Ama bunu nasıl göstereceğini bilemiyor.


Öğrendim ki...
Ne kadar ilgi ve ihtimam gösterseniz
Bazıları hiç karşılık vermiyor.


Öğrendim ki...
Para ucuz bir başarı.


Öğrendim ki...
En iyi arkadaşla sıkıcı an olmaz.


Öğrendim ki...
Düştüğün anda seni tekmeleyeceğini düşündüklerinden bazıları
Kaldırmak için elini uzatır.


Öğrendim ki...
İki insan aynı şeye bakıp
Tamamen farklı şeyler görebilir.


Öğrendim ki...
Aşık olmanın ve aşkı yaşamanın çok çeşidi vardır.


Öğrendim ki...
Her şartta kendisiyle dürüst kalanlar
Daha uzun yol yürüyor.




Öğrendim ki...
Hiç tanımadığın insanlar,
iki saat içinde,
senin hayatını değiştirir.


Öğrendim ki...
Anlatmak ve yazmak ruhu rahatlatır.


Öğrendim ki...
Duvarda asılı diplomalar
İnsanı insan yapmaya yetmez.


Öğrendim ki...
Aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa, anlam yükü o kadar azalır.


Öğrendim ki...
Karşısındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında çizginin
nereden geçtiğini bulmak zor.


Öğrendim ki...
Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez.
Gerçek aşkların da!


Öğrendim ki...
Tecrübenin kaç yaşgünü partisi yaşadığınızla ilgisi yok,
Ne tür deneyimler yaşadığınızla var.


Öğrendim ki...
Aile hep insanın yanında olmuyor.
Akrabanız olmayan insanlardan ilgi, sevgi ve güven öğrenebiliyorsunuz.
Aile her zaman biyolojik değil.


Öğrendim ki...
Ne kadar yakın olursa olsunlar
En iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir.
Onları affetmek gerekir.


Öğrendim ki...
Bazen başkalarını affetmek yetmiyor.
Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor.


Öğrendim ki...
Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın
Dünya sizin için dönmesini durdurmuyor.


Öğrendim ki...
Şartlar ve olaylar,
Kim olduğumuzu etkilemiş olabilir.
Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz.


Öğrendim ki...
İki kişi münakaşa ediyorsa,
Bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez.
Etmemeleri de sevdikleri anlamına gelmez.


Öğrendim ki...
Her problem kendi içinde bir fırsat saklar.
Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır.


Öğrendim ki...
Sevgiyi çabuk kaybediyorsun, pişmanlığın uzun yıllar sürüyor.


ATAOL BEHRAMOĞLU